Semiyo-Sermaye ve Dayanışma Problemi – Franco ‘Bifo’ Berardi

Anlatımımdaki aceleci üslup için özür dilerim, ancak sorun şu ki düşüncelerimin nesnesi aceleci. Eylemlerimizin çerçevesinin ne olduğunu gerçekten anlamadan pek çok şey yapıyoruz. Bu çerçeveyi ya da anlayışımızı netleştirmek gibi bir iddiam yok; hatta bu kısa sürede bazı sonuçlara varmak gibi bir iddiam bile yok. Ancak yaklaşan problem; yaklaşan çöküş; yaklaşan ensüreksiyon hakkında bir şeyler söylemeye çalışacağım.

I. Semiyo-Sermaye

Esasen ‘semiyo’ göstergelerinin üretimine odaklanan bir sosyal üretim biçimini tanımlamak için semiyo-sermaye kavramını öneriyorum. Tüm sosyal üretim biçimlerinin semiyotik olduğunu kastetmiyorum. Ayakkabıların, arabaların ve evlerin de üretildiğini biliyorum. Ancak her şey giderek daha fazla göstergelere dönüşüyor. Ekonomik düzeyde her şeyin yerini giderek daha fazla semiyotik bir üretim biçimi alıyor.

Bu yüzden semiyo-sermayeyi, üretimin giderek finansal -ve finansal araçlarla yersizyurtsuzlaştırılmış- ve fraktal-rekombinant bir üretim biçimiyle ikame edildiği alan olarak tanımlıyorum. Fraktal ifadesini Mandelbrot’un1 anlamında kullanıyorum. Fraktal: kırılmış ve parçalara ayrılmış geometrik bir nesnedir ancak bunlar sadece ayrıştırılmış parçalar değil, aynı zamanda rekombine edilebilen parçalardır. Dolayısıyla finans sektörüne bakarsanız, gerçek dünyanın aynı anda sonsuz parçaya bölündüğünü ve sürekli olarak yeni bir form, yeni bir gestalt veya bir figür olarak rekombine edildiğini görürsünüz.

Bu yüzden semiyo-sermayenin finansal üretimini tanımlamak için fraktal ve rekombinant terimlerini kullanıyorum. Peki ya, eğer sınıflar terimini kullanabiliyorsak, sosyal biçimler, sosyal güçler, sosyal sınıflardan ne haber? Burjuvaziyi tanımlamak kolaydı. Eski burjuvazi yerliyurtlulaştırılmış bir sınıftı, ‘bourg’un(1), şehrin, mekanın sınıfıydı. Bir bölgeye, bir topluluğa bağlılıkla tanımlanan bir sınıftı – burjuvazinin ürünlerinin, fiziksel mallarının satın alınması için insanlara ihtiyacı vardı. Burjuvazi fiziksel mülkiyetin bir sınıfıydı – mülkiyet; fiziksel şeylerden, binalardan, makinelerden, bölgeden ya da kişilerden oluşuyordu. İsterseniz burjuvaziyi, patronu, mal sahibini, düşmanı kişileştirebilirdiniz. Düşman oradaydı – bir kişiydi.

II. Yersizyurtsuzlaştırılmış Sınıflar

Peki ya kapitalizmin bugünkü sosyal sınıfı, bugünkü egemen, mülkiyetçi, sömürgen sınıfından ne haber? Bunu tanımlamak oldukça zor. Kapitalistlerin en kapitalisti Warren Buffett’ın ‘beni biraz daha fazla vergilendirin çünkü ben sadece bir kapitalist değilim, bir insanım da’ diyen bir mektup yazmasını ele alalım. Düşmanımız o değil. Düşman artık yok, çünkü düşman ‘burada’. Düşman benim mesela.

Demek istediğim, finansal kapitalizmin fraktalize-rekombinant formunun bir parçasıyım, çünkü örneğin emekli maaşımı bekliyorum. Ben kapitalizmin finansal başarısıyla ilgilenen bir grup insanın parçasıyım çünkü emekli maaşım sermayenin işleyişine bağlı. Söylemek istediğim şey, finans sınıfı figürünün -yani imgesinin- yağmacı olduğu, ancak esasen yersizyurtsuzlaştırılmış olduğudur: amaçları aynı zamanda tüm toplum tarafından içselleştirilmiştir.

III. Çalışmak

Üçüncü meselem: Çalışmaktan ne haber? Çalışmak ne hale geldi? prekar çalışma, prekarite, prekaryalaşma gibi kavramlardan bahsediyoruz. Ancak prekarite kelimesi, yersizyurtsuzlaştırılmış rekombinasyon süreci için mevcut olan zaman ve yaşam parçalarının figürünü ya da kavramını tam olarak tanımlamıyor. Zamanınız telefonda bir gün, bir hafta, iki saat boyunca aranabilir; sürekli değişen sömürü sürecinin içinde rekombine edileceksiniz.

Böylece iş de yersizyurtsuzlaştırılır ve finansal sermaye gibi fraktal ve rekombinant bir hale gelir. Ancak aynı zamanda sosyal beden pülverize edilir ve bedenin kendi bedensel varlığından yoksun bırakılır; bir anlamda bedensizleştirilmiş, çalışma sürecinde çözünmüş bir beden var olur.

IV. Dayanışma

Dolayısıyla bu, her zaman sınıf mücadelesinin, öz-örgütlenmenin, liberasyon sürecinin, ensüreksiyonun, devrimin ve değişimin merkezi problemi olan dayanışma sorunudur. Dayanışma imkânsız hale gelir. Neden? Çünkü dayanışma, işçiler arasında, insanlar arasında bölgesel, fiziksel bir ilişkiye dayanır. Zaman parçaları arasında dayanışma sağlayamazsınız: insanlara ihtiyacınız var, bedenlere ihtiyacınız var, çözünmüş olana ihtiyacınız var.

Dayanışmanın altruistik bir biçimde kendini inkâr etmekle hiçbir alakası yoktur. Materyalist dayanışma senle alakalı değil. Benle alakalı. Tıpkı aşk gibi, asla altruizmle alakalı değil. Her zaman benle alakalı: senin gözlerindeki ben. Bu aşktır, bu dayanışmadır: Senin sayende, senin varlığın sayesinde, senin gözlerin sayesinde kendimden zevk alabiliyorum.

Prekarlık koşulları altında nasıl dayanışma yaratabilirim? Bence bizim temel problemimiz, bu özneleştirme sürecinin temel problemidir.

V. Entelektüeller

Şimdi, son mesele entelektüellerle ilgili. Entelektüeller, bildiğiniz gibi, artık yoklar. Entelektüellerin ülkesi Fransa’da neler olduğunu bir hatırlayın. Entelektüeller öldüler ve tükendiler; şimdi ise elimizde Glucksman, Bernard Levy2 ve gibilerinden çıkma aşağılık aptallar, bu tür eski-Stalinistlerden-dönme-neoliberaller, bu tip ‘gazeteciler’ var – eğer bu asil kelimeyi bir hakaret olarak kullanabiliyorsam.

Entelektüeller neden yok oluyor ve entelektüellere neden ihtiyacımız var? Entelektüellere ihtiyacımız var çünkü günümüzde temel sorun bilişsel emeğin bedensel olarak yeniden bileşimidir. Bence her şeyin çözümü, imkansız dayanışma sorunumuzun çözümü, genel aklın bir beden olarak kendi kendini örgütlemesinde yatıyor.

Genel akıl bir beden arıyor. Bu, yaklaşan ensüreksiyonun en önemli unsurudur. ‘İsyanlar tehlikeli’ dediğinizde3 – bu isyanları dayanışma isyanları olarak değil görmüyorum: ortada bir dayanışma yok; bunun yerine birbiriyle savaşan parçalar görüyorum.

Bence bir sonraki ensüreksiyon, önümüzdeki üç ay, altı ay, on yıl içinde yaşayacağımız ensüreksiyon, -yani Londra sokaklarında çoktan başlamış olan Avrupa ensüreksiyonu- bu Avrupa ensüreksiyonu bir dayanışma ensüreksiyonu olmayacak, kendi bedenimizi arayacağımız bir ensüreksiyon olacak – sosyal bir beden olarak, erotik bir beden olarak, bir dayanışma bedeni olarak. Bugünlerde bilişselliğin temel sorunu da budur; genel aklın kendi bedenini arıyor olması.

İngilizce Editör Notları

1- Benoit Mandelbrot Fransız-Amerikan bir matematikçidir.

2- Bu kişiler Fransız Yeni Filozoflar hareketinin üyeleridir.

3- Ağustos 2011 İsyanları.

Çevirmen Notu

(1) –  “Bourgeoisie” kelimesindeki “bourg” kasaba/köy anlamına gelmektedir.

Kaynak

Heimatlos Kültü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin