Geriye Bakıldığında KAPD – Berhard Reichenbach

Bir KAPD üyesiyle Röportaj

Bernard Reichenbach (1888-?) Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) sol kanadının üyesiydi ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Bağımsız Sosyal Demokrat Parti’ye katıldı. Nisan 1921’de kurulan Almanya Komünist İşçi Partisi’ne (KAPD) katıldı. KAPD esas olarak Alman Komünist Partisi’nin (KPD) Ekim 1919’daki ikinci kongresinde, partinin sendikalar ve burjuva parlamentoları içinde çalışma dayatmasını kabul etmedikleri için partiden ihraç edilen solculardan oluşuyordu. KAPD, 38.000 olan üye sayısıyla KPD’den sadece biraz daha az üye sayısına sahipti, Hamburg ve Berlin gibi kentlerde ise KPD’den daha güçlüydü.

KAPD, Komünist Enternasyonal tarafından sempatizan bir seksiyon olarak tanındı. Reichenbach, Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi üyesiydi ve Komünist Enternasyonal’in Haziran 1921’deki Üçüncü Kongresi’nde Seemann(*) adıyla konuşan beş KAPD temsilcisinden biriydi. KAPD Eylül 1921’de Komünist Enternasyonal’den çıkarıldı. Parti düşüşe geçti ve Kasım 1923’te yasadışı ilan edildiğinde siyasi açıdan pek bir önemi kalmamıştı. Reichenbach yeniden SPD’ye katıldı ve 1931’de Sosyalist İşçi Partisi (SAP) ile yollarını ayırdı. Hitler’in iktidara gelmesinden sonra İngiltere’ye taşındı. Bu röportajın yapıldığı tarihte (1969), anti-parlamentarist solun bir aktivistiydi.

Bu röportaj ilk olarak Solidarity’de yayınlandı, Cilt: 6, no. 2 (13 Kasım 1969), röportajı hazırlayan kişi ise Rudi Dutschke’ydi.

Alman İşçi Konseyleri

1920 ve 1923 arasında, KAPD parlamento-dışı bir muhalifliği üstlendi. Bunun gerekli olduğunu düşündünüz mü?

Evet. Bu, insanlara herhangi bir temsilciden bağımsız olarak kendi siyasal inisiyatiflerini üstlenmeyi öğretti.

O zamanlar bu olay kendini yalnızca parlamento-dışı bir muhaliflik olarak değil fakat parlamento-karşıtı bir muhaliflik olarak da göstermişti. İşçi sınıfının parlamenter kurumlara karşı mücadele etmesinin gerekli olduğunu düşünüyor muydunuz?

Kesinlikle. 1918’in sonunda Almanya’da devrimci bir durum olduğunu hatırlamalısınız. Parlamento faaliyetlerine katılmanın bir ihanet olduğunu düşünüyorduk. Parlamento, diğer şeylerin yanı sıra, savaştan sorumlu tutuluyordu. 1919 boyunca sol siyasetin neredeyse tamamı sendikalarda ya da parlamentoda değil, işçi konseylerinde gerçekleşti. Konseyler parlamento-dışı ve potansiyel olarak parlamento-karşıtı kurumlardı. Sorun, bu konseylerde Sosyal Demokratların çoğunlukta olmasıydı. Siyasi taleplerden ziyade ekonomist talepler ve devrimci taleplerden ziyade reformist talepler öne sürüyorlardı. Ancak Sosyal Demokratlar bu görüşlerini dayatmayla sağlamamışlardı. Onların çoğunluğu, konseylerdeki geniş işçi kitlelerinin iradesini yansıtıyordu ve bu, devrimci bir durumda bile böyleydi.

Bir Leninist, eksik olanın Sosyal Demokratların savaşla ilgili politikalarını açığa çıkaracak bir liderlik partisi olduğunu ve devrimcilerin devrimci durumu bir sonuca ulaştırmasını engelleyen şeyin böyle bir partinin eksikliği olduğunu iddia ederdi.

Almanya’daki koşullar Rusya’dakinden önemli ölçüde farklıydı. Rusya yüzyıllardır süren otokratik yönetimden yeni çıkıyordu. Tüm toplumsal atmosfer köklü bir değişim için olgunlaşmıştı. Almanya ise parlamenter kurumlar geleneğine, seçilmiş temsilciler tarafından yönetilme geleneğine sahipti. Bu tür koşullarda devrim çok daha zordur, çünkü demokratik olarak seçilmiş temsilcilere karşı bir zor kullanım olarak görünür. Parlamentoda burjuva çoğunluğunun olduğu onca yıldan sonra, Sosyal Demokratların zaferi sol için belirleyici bir zafer olarak göründü. Siyasi iktidar için belirleyici mücadele alanının işçi konseyleri olduğu doğrudur, ancak daha önce bahsedilen nedenlerden dolayı, seçilmiş hükümete karşı herhangi bir eylem, özellikle de bu hükümet konseylerde çoğunluğa sahipken, söz konusu olamazdı.

Konseylerin sendikalar ve partiler karşısındaki gerçek etkinliği neydi?

Daha önce yaygın olduğu gibi, ticaretten ziyade fabrikaları temel alan bağımsız konseyler Almanya’nın her yerinde kendiliğinden ortaya çıktı. Bu durum büyük ölçüde ekonomik kaosun bir sonucuydu. Bir fabrika yakıt ya da hammadde eksikliği nedeniyle durma noktasına geldiğinde, yardım için başvurulacak kimse yoktu. Hükümet, partiler, sendikalar, kapitalistler – hiç kimse ulaşım, yakıt, hammadde vb. temel sorunları çözmek için bir şey yapamadı. Kararlar, bildirgeler, emirler ve hatta kağıt paralar bile pek işe yaramıyordu. Bu koşullar altında işçiler bir konsey oluşturacak ve bu sorunları kendi başlarına çözmeye koyulacaklardı. Biz KAPD olarak sendikaların yeni toplumun yaratılması önünde bir engel olduğuna ve asıl önemli olanın işçileri sendikalardan bağımsız olarak doğrudan eyleme geçmeye teşvik etmek olduğuna inanıyorduk.

Sendika liderliğinin aksine sendika üyelerine karşı tutumunuz nasıldı?

Onlara sürekli olarak, mesleklere göre değil iş yerlerine göre örgütlenmenin ve Ulusal Çalışma Komiteleri Federasyonu kurmanın gerekli olduğunu anlattık.

O zamanlar kaç devrimci parti vardı?

1920’de toplumun sosyalist yeniden inşasını hedefleyen ve kendilerini Marksist olarak adlandıran beş parti vardı: SPD, USPD, Sol USPD, KPD ve KAPD. Bunların dışında çeşitli Anarşist gruplar da vardı. İşçi sınıfı bu grupların karşılıklı çekişmeleri nedeniyle parçalanmış durumdaydı ve burjuvaziye karşı çok az ortak hareket ediyordu.

KPD ve sizin partinizin üyeleri arasında çalışma alanlarındaki eylem seviyesindeki farklılıklar neydi?

KPD o dönemde örgütsel ve taktiksel olarak Sosyal Demokratlarla tamamen aynı şekilde hareket ediyordu; tek fark sloganlardaydı. Biz işçilerin doğrudan eylemini savunuyorduk.

O zamanlar KPD’de partinin egemenliği ve konseylerin egemenliğini savunanlar arasındaki farklılıklar ortaya çıkmış mıydı?

Bu durum fabrikadan fabrikaya çok büyük farklılıklar gösteriyordu. Genel olarak konuşmak gerekirse, işçi konseylerinin tanınmış – neredeyse doğal – kurumlar olarak faaliyet göstermesi sosyal bir atmosfer ve yaygın bir uygulamaydı.

Karşıt parti üyelerinin kendi çalışma alanlarında birbilerine karşı tutumu neydi?

Bu da işten işe farklılık gösteriyordu. Kilit rol oynayan tek bir kişi, davayı karara bağlayabilecek bir atmosfer yaratabilirdi. Çoğu zaman tüm tarafların üyeleri arasında mükemmel bir işbirliği vardı.    Neredeyse her zaman lider rolünde olan ve liderlik kapasitesi nedeniyle herkes tarafından saygı duyulan bir işçinin izini sürebilirdiniz. Diğer yerlerde ise sürekli ve hırçın bir çekişme olurdu.

Bir fabrika içinde işlerin nasıl organize olduğunu detaylıca açıklayabilir misiniz?

Tam olarak değil. Birincisi, ben profesyonel bir işçi değil, maaşlı bir parti aktivistiydim. İkinci olarak, 1920’de Berlin’deki bir fabrikada yönetimin bir üyesi olmama rağmen, buradaki deneyimim genel olarak pek bir anlam ifade etmiyor çünkü fabrika işçilere aitti ve bu nedenle yönetim ile konsey arasında neredeyse hiç sürtüşme yaşanmıyordu. Özel sektöre ait fabrikalarda konseyler yönetimle çatışmaya giriyordu. Konsey saflarında yönetime yönelik politika konusunda bölünmeler meydana gelirdi – örneğin, Sosyal Demokrasinin görüşlerini kabul edenler ile işçi yönetiminde ısrar edenler arasında.

Moskova 1921

Üçüncü Enternasyonalin aktivitesi hakkında bize bir şey söyleyebilir misin?

1921 yılında Moskova’daki oturumlara gözlemci olarak katıldım. Lux Otel’de kaldım. Zinovyev’in başkanlığında haftada bir kez toplanıyorduk. Rus delegasyonu hem sayıca hem de nüfuz olarak en güçlü olanıydı. Toplantıları demir bir elle yönetiyorlardı. Alman delegasyonu ikinci en büyük delegasyondu. Lenin’in muazzam etkisi büyük ölçüde onun güçlü kişiliğinden kaynaklanıyordu. Diğer Rus yoldaşlar onun emir eri değildi. Onları, argümanlarının gücüyle olmasa bile kişiliğinin gücüyle yanında taşıdı. Avrupalı devrimciler için Stalin neredeyse hiç bilinmiyordu ve ben onun adından bahsedildiğini hiç duymadım. İnsanlar şu ya da bu kişinin geçmişte bazı durumlarda ne yaptığı ya da söylediği hakkında çok tartışırlardı. Altı ay kadar kaldığım süre boyunca Stalin’in adının bir kez bile anıldığını duymadım.

Lenin’le 1921 yılında Kremlin’deki odasında tanıştım. Almanya’nın durumu hakkında uzun bir tartışma yaptık. Duvarda büyük bir Rusya haritası vardı ve Lenin’in çok fazla çalıştığı belliydi. Bana bir iktidar partisi olarak Rusya gibi devasa bir ülkeyi yönetmek zorunda olduklarını ve Batı’daki devrimci faaliyetlerin ayrıntılarına aşina olmak için neredeyse hiç zamanı olmadığını anlattı. Ona Bolşeviklerin kardeş partisi olarak kabul edilen KPD’nin politikasına yönelik eleştirilerimizden bahsettim. Onların -ve kendisinin- Mart 1921 ayaklanmasına yönelik politikasını eleştirdim. Troçki’nin Avrupa meselelerine ilişkin analizini ve Radek’in Almanya analizini ayrıntılara girmeden kabul ettiğini söyledi. Bu, Radek’le bir anlaşmazlığa düştüğümüzde, bu konuda Bolşevik çizgiyi formüle edenin çoğu zaman kendisi olmamasına rağmen, Lenin’i neredeyse otomatik olarak bize karşı hizalanmış bulacağımız anlamına geliyordu. Fransa ile ilgili olarak da durum benzerdi.

Peki ya diğer Rus yoldaşlarla olan tartışmalar?

Özellikle İşçi Muhalefeti üyeleriyle bu tür tartışmalar oldukça fazlaydı. Komünist Enternasyonal’in Üçüncü Kongresi’nin başlamasından birkaç gün önce, o zamanlar İşçi Muhalefeti’nin önde gelen bir üyesi olan Alexandra Kollontai odama geldi ve Yeni Ekonomik Politika (NEP) hakkında bir konuşma yaptıktan sonra Lenin’e saldıracağını söyledi. Daha sonra tutuklanabileceğini belirtti ve İşçi Muhalefeti hakkında yaptığı konuşmanın metnini saklayıp saklayamayacağımı sordu. Saklayabileceğimi söyledim ve Berlin’deki Yürütme Komitemize bir kurye gönderirken metni kendisine verdim. [1]

İşçi Muhalefeti adına ünlü konuşmasını yaptığı oturum (bana verdiği metinde yer alıyordu) hayatımın en unutulmaz deneyimlerinden biriydi. Lenin, Troçki, Radek, Zinovyev, Bukharin ve diğerleri platformda oturuyordu. Lenin onlara sırtını dönmüş, dünyanın dört bir yanından gelen devrimci militanların da aralarında bulunduğu dinleyicilere bakıyordu. Önce Enternasyonal’in resmi dili olan akıcı Almanca ile konuştu. Bitirdiğinde, Fransız yoldaşların yararlanması için her şeyi Fransızca tekrarladı. Muhtemelen tercümana güvenmiyordu. Son olarak, tüm konuşmayı Rusça tekrarladı. Bitirdiğinde sessizlik çöktü. Lenin sürekli not almasına rağmen tek bir kelime bile etmedi. Troçki platform adına cevap verdi. Troçki, onun ‘yumuşak başlı’ olduğunu ve devrim denen, demir yumruk gerektiren zorlu iş için fazla hassas olduğunu söyleyerek konuyu geçiştirmeye çalıştı. Konuşmacılardan hiçbiri doğrudan onun argümanları ya da gerçekleriyle ilgilenmedi.[2]  İzlenen yol, tüm eleştirileri onun kişiliğiyle ilgili bir meseleye indirgeyerek küçümsemekti.

Perde arkasında Troçki onu kontrol altına aldı. O da parti disiplinine boyun eğerek teslim oldu. Birkaç gün sonra bana geldi ve el yazmasını geri istedi. Elbette ona geri vermem mümkün değildi. Daha sonra yoldaşlarım el yazmasını Almancaya çevirdi ve Alexandra Kollontai’nin Die Arbeiter Opposition in Russland (Rusya’da İşçi Muhalefeti) başlığı altında yayınladı.

Berlin’e döndüğümde KAPD, Üçüncü Enternasyonal’in ortak üyesi olarak kalmanın bir anlamı olmadığına karar verdi.

Lenin ve Troçki’nin sizin partinize karşı tutumu neydi?

İlk başta kardeşçe olsa da eleştireldi. KPD’ye katılmamızı ve bağımsız örgütlenmemizden vazgeçmemizi çok istediler. Ancak KPD’nin Ruslar tarafından dikte edilen politikası bunu imkânsız kılıyordu. Dediğim gibi, KPD’nin Rus dış politikasının bir maşası haline geldiği çok açıktı.

1921 ayaklanması hakkında ne diyebilirsiniz?                        

O sırada ben Rusya’daydım. ‘Mart Eylemi’ olarak adlandırılan ayaklanma, KPD ve KAPD’nin yerel örgütleri tarafından, ilki Rus elçi Béla Kun’un (1919’da kısa ömürlü Macar Sovyet Cumhuriyeti’nin sürgündeki lideri) talimatına yanıt olarak üstlenilmişti. Mart Eylemi ilk başta Lenin tarafından onaylandı. Ancak başarısız olmasının ardından, esas olarak KPD Merkez Komitesi üyesi Clara Zetkin’in ve parti liderliğinden istifa eden bir başka Merkez Komite üyesi Paul Levi’nin etkisiyle fikrini değiştirdi ve ayaklanmayı bir ‘darbe’ olarak niteledi. Bunu, Lenin ve Troçki’nin eleştirilerini paylaşmalarına rağmen, onlar tarafından kınanan bir broşürle yaptı. Paul Levi’nin politikaları devam ettirildi.

1921’in Yeni Ekonomi Politikası ile Üçüncü Enternasyonal’in ‘Mart Eylemi’ne karşı politikası arasında bir bağlantı olduğuna inanıyor musunuz?

Altta yatan bazı ortak faktörler fark edilebilir. NEP, Lenin tarafından Rusya’daki devrimin sürdürülmesi olarak görülüyordu; Lenin devrimci sürecin sona erdiğini düşünüyordu. Bolşevikler Batı Avrupa’da muzaffer bir devrim beklemişlerdi. Bu gerçekleşmedi ve böylece iktidar partisi olarak Avrupa’daki kapitalist rejimlerle aralarında muğlak bir ilişki oluştu. Bir yandan, kendilerine barışçıl sınırlar sağlayacak normal devletlerarası ilişkiler istiyorlardı. Öte yandan, kapitalist ülkelerdeki devrimci mücadele buralardaki rejimleri zayıflatmıştı. Bolşevikler Batı’daki devrimde hayal kırıklığına uğradıktan sonra, devrimci hareketleri Rus dış politikasının destekleyici araçları olarak görmeye başladılar. Bu Stalin ile değil, 1921’de Lenin ve Troçki ile başladı. 1921’de Dış Ticaret Halk Komiseri Krasin, Berlin Rote Fahne’ye (KPD’nin günlük gazetesi) verdiği bir röportajda, belirli bir grevin SSCB için üretilen makinelerin teslimatını engelleyeceği konusunda uyardı.

Geriye Bakıldığında

1923’de KAPD neden dağıldı?

Aslında parti 1923’te dağılmadı. ‘Mart Eylemi’ başarısız olduğunda (ve daha sonra 1923 ayaklanması da) geriye sadece birkaç yüz aktivist kaldı. Başlangıçta, sadece birkaç ücretli çalışanı olan bir sanayi militanları partisiydik. Bu militanların endüstriyel faaliyetleri sona erdiğinde, partimizin varlığı da sona erdi. Bu siyasi bir karar alma meselesi değildi. Militanlarımız aktif olmayı bıraktığında, geriye kalan tek şey durumu kabul etmek ve uygun sonuçları çıkarmaktı. Biz genç aktivistler, diğer siyasi partilere girmeye karar verdik, çünkü siyasi düşünen işçilerle tanışabileceğimiz ve onları kazanmaya çalışabileceğimiz tek yer burasıydı.

Birkaç nedenden dolayı başarısız olduk. Birincisi, en iyi dönemimiz olan 1921’de sayımız sadece 30.000’di ve bu sayı milyonlarca proleter içinde çok azdı. İkinci olarak, işçilerin devrimci potansiyelini ve devrimci faaliyetin başlatıcısı olarak ekonomik faktörün rolünü abarttık. Bu bağlamda, Sosyal Demokrat Parti’deki siyasi rakiplerimiz Ebert ve Scheidemann, ekonomik iyileştirme mücadelesinin reform yoluyla kontrol altına alınabileceği ve devrime yol açmasının gerekmediği sonucuna vardıklarında daha gerçekçi bir anlayışa sahiptiler. Belki de toplumu analiz ederken onun esas olarak ekonomik eksende döndüğünü düşünerek hata yaptık, ancak 1920’lerde bu kesinlikle ana faktördü.

O zamanlar kendine Marksist diyor muydun?

Evet. Ben ve yoldaşlarımın çoğu kendimizi Marx’ın fikirlerini kendi yorumumuza göre eyleme geçiren insanlar olarak gördük. Doğal olarak, kendini Marksist olarak tanımlayan herkes diğer Marksistler tarafından yorumunun özgün olmaması nedeniyle eleştirilecektir. Genel olarak, ‘nesnel faktörlerin’ rolünü aşırı vurgulama eğilimimiz Marx’ın fikirlerini yorumlayışımızdan kaynaklanmış ve başarısızlığımıza katkıda bulunmuştur. Marx’ın devrimci faaliyetin temel motivasyonu olarak ekonomik faktörlere yaptığı vurgunun her zaman doğru olmadığını ve her yerde geçerli olmadığını düşünüyorum; oysa sosyolojik görüşleri o zamanlar doğruydu.

Varsayalım ki sizin o vakitteki toplum analiziniz geçerliydi, az önce dediğiniz gibi, o halde başarısızlığını nerede konumlandırırdınız?

Geçerli bir sosyal analiz başka bir şeydir, bunu gerçekte uygulamak başka bir meseledir. KAPD’nin teorileri ile bunları uygulamaya çalıştığı pratiği birbirinden ayırmak gerekir (her ne kadar ikisi açıkça birbiriyle ilişkili olsa da). 1923’e kadar işçi sınıfının devrimci faaliyeti, Kayser rejiminin ve onun siyasi, sosyal, ekonomik ve ideolojik kurumlarının çöküşünün ardından tüm Almanya’da yaygındı. Ancak Mart 1921 ve daha sonra 1923 ayaklanmalarının yenilgiye uğramasının ardından, işçi sınıfının siyasi çöküş ve ekonomik sefalet dönemlerinde bağımsız devrimci inisiyatif ve yeni bir toplumsal düzenin yaratılması için çok şey feda etmeye hazır olduğunu göstermesine rağmen, bir siyasi-ekonomik kriz ile diğeri arasındaki uzun dönemler boyunca bu tür bir faaliyeti sürdüremediği ortaya çıktı.

Almanya’daki hiçbir devrimin başarılı olamamasının objektif faktörlerin bir sonucu olduğunu mu düşünüyorsunuz, ya da bu subjektif-devrimci-faktöre mi bağlıydı?

Böyle bir soruya kesin bir yanıt vermek mümkün değildir. Nesnel faktörler bir devrim için gerekli koşulları yaratabilir, ancak devrimin gerçekleşmesi öznel faktöre bağlıdır. Marx’ın teorisini yorumlayışımız nedeniyle, öznel faktörün nesnel faktörlere kıyasla önemsiz olduğunu düşündük. Tüm faaliyetlerimizi ‘ekonomik determinizme’ dayandırma eğiliminden muzdariptik.

Lukács[3] bu eğilimde 1924’de eleştirmemiş miydi?

Öyle yaptı. Öte yandan, Lenin de bize başka bir taraftan saldırdı (ünlü Sol Kanat Komünizmi: Bir Çocukluk Hastalığı kitabında) ve bizi maceracılıkla suçladı, bununla öznel faktöre çok fazla güvenmeyi kastediyordu. Hollandalı ortak akıldaşlarımızdan biri olan Gorter mükemmel bir yanıt yazdı.[4]

Anton Pannekoek kimdi?           

Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Bremen’de devrimci bir gazetenin editörlüğünü yapan Hollandalı bir astronomdu. Daha sonra Bolşeviklerin Almanya uzmanı olacak olan Karl Radek, gazetede çalışırken onun devrimci teorisini öğrenmişti. 1917’de Pannekoek ve Herman Gorter Rus Devrimini savundular. Ruslar 1919’da Komintern’in Batı Avrupa Bürosunu kurduklarında, Pannekoek ve Gorter bu büronun başına getirilenler arasındaydı.[5]

Bolşeviklere yönelik daha sonraki eleştirileri, esas olarak Batı Avrupa’daki işçi sınıfı ve devrimci hareketlere ilişkin analizleri ve politikaları ile sanayileşmiş Batı’daki işçileri anlamadaki eksiklikleriyle ilgiliydi. Rusya’daki koşullara uygun olanın, Batı’daki tamamen farklı koşullara mutlaka uygulanamayacağına dikkat çektiler. Lenin’in politikalarına yönelik çok ayrıntılı ve kardeşçe bir eleştiri yaptılar, ancak Lenin buna hiçbir zaman aynı şekilde yanıt vermedi. Bunun yerine, “Kimin haklı olduğuna tarih karar verecek!” dedi.

Notlar

1. İşçi Muhalefeti, Sovyet Komünist Partisi içinde bir Eski Bolşevik olan Alexander Shlyapnikov (1883-1937) ve Alexandra Kollontai (1872-1952) tarafından yönetilen bir fraksiyondu. 1920 sonlarında kurulan parti, sanayi yönetiminin sendikalara devredilmesi çağrısında bulundu ve sanayide tek adam yönetimine ve ‘burjuva uzmanların’ kullanılmasına karşı çıktı. Parti’nin Mart 1921’deki Onuncu Kongresi’nde tüm örgütlü hiziplerin yasaklanması kararı alınarak resmen yasaklandı. Muhalefetin programı, The Workers Opposition, İngiltere’de Sylvia Pankhurst’ün Workers Dreadnought adlı gazetesinde de yayınlandı ve A. Holt (ed.), Selected Writings of Alexandra Kollontai (Londra 1984, s. 159-200) adlı kitapta bulunabilir. Kollontai 1899’da Rus Sosyalist hareketinde aktif hale geldi ve 1906’da Menşeviklerin yanında yer aldı. Özellikle kadın işçiler arasındaki çalışmalarda aktif olan Kollontai, 1914’te Bolşeviklere katıldı. İşçi Muhalefeti’nin çöküşünden sonra muhalif faaliyeti bıraktı ve 1922’nin sonlarından ölümüne kadar diplomatik işlerle uğraştı.

2. Bukharin diğer konuşmacıydı.

3. György Lukács (1885–1974) felsefi yazıları politik eylemde subjektif faktörün önemini vurgulayan bir Macar Marxisti.

4. Herman Gorter (1864–1927) 1897’de Felemenk Sosyal Demokratik İşçi Partisine katıldı; 1907’de, taraftarlarının 1909’da partiden ayrılacağı radikal gazete De Tribune’ün çıkmasına yardım etti. Birinci Dünya Savaşında Zimmerwald Solundaydı ve Felemenk Komünist Partisine katıldı. Komünist Enternasyonalin pek çok pozisyonuyla zıt düştü, KAPD üzerinde büyük bir etkiye sahipti, 1921’de Hollanda’nın Komünist İşçi Partisi’nin kurulmasına yardım etti. Lenin yönelen eleştirisi İngilizceye çevrilmiştir, An Open Letter to Comrade Lenin (Yoldaş Lenine Bir Açık Mektup) (Wildcat, London 1989).

5. Anton Pannekoek (1873–1960) 1902’de Felemenk Sosyal Demokratik İşçi Partisine katıldı; De Tribune’ün çıkmasına yardım etti ve 1909’da partiden ayrıldı. Almanya’ya taşındı, SPD’nin okullarında ders verdi, ve radikal Bremer Bürgerzeitung’un editörlüğünü yaptı. Zimmerwald Solundaydı, ve Felemenk Komünist Partisine katıldı, ki 1921’de ayrılacaktır. KAPD üzerinde büyük bir etkiye sahipti. Konsey Komünizminin ölümüne kadar büyük bir taraftarı olarak kaldı.

Çeviri: A.R.

Kaynak

Heimatlos Kültü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin