Jacques Camatte’in Insurgent Notes Ukrayna Özel Sayısında yayınlanan 2 metninin çevirisi.

Ölüm ve Yok Oluş: Ukrayna İşgali Üzerine
Ukrayna işgali sırasında bu husus gözlerimin önüne serildi: Ölüm dinamiği, yok oluş [le devenir à l’extinction] ihtimalini maskelemekte midir? Veyahut yok oluş ihtimali, açıkça görülebilen ve hayatta kalma mücadelesiyle çarpışan öldürmenin, eski haliyle savaşın (siber savaş değil) yükselişini tam olarak koşullandırıyor mu? Bu aslında günümüzde tüm silahlı çatışmalarda ortaya çıkmaktadır ve dün başlamamıştır.
Bu da temelde her iki taraftan, ama özellikle Rusya tarafından gelen tehdidin ve sonrasının önemini ortaya koymaktadır: husumetin açığa çıkışı [l’inimitié]. Ukraynalılar, Rus saldırısına karşı kendilerini şiddetle savunarak tepki gösterdiler. Her ne kadar bu gayet mantıklı ve haklı olsa da, buna bir nefret patlaması eşlik etmiştir. Sadece onlar değil, Batılı olarak adlandırılanlar ve onları destekleyenler de buna dahil. Bu nedenle Ukraynalıların savunulması ve Rusların şeytanlaştırılması medyanın başlıca meşguliyeti olmuştur — Covid-19 sorununu (ilginç bir şekilde, bir anda o tehlikeli görüntüsünü kaybetmiştir ve de buna karşı önlemler yakında yürürlükten kaldırılacaktır) ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin yayınlanmasını (küresel ısınmanın büyük tehlikesini ve dolayısıyla yok oluş riskinin vurgulanmasını) maskelemiş ve gizlemiştir.
Ruslar uzun zamandır, özellikle de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana kendilerini tehdit altında hissediyorlar.Eski dönemlerde Varşova Paktı’nı tasfiye ettiklerini ve hatta [Nazi] Almanya’sına karşı savaşta olduğu gibi bir kez daha müttefik olmak için NATO’ya katılmayı teklif ettiklerini hatırlamak önemlidir. ABD’nin yanıtı ise “Pan-Avrupa güvenliği bir rüyadan ibarettir” oldu. Gerçek olan husumettir; Amerika Birleşik Devletleri’nin bir düşmana ihtiyacı vardı. Bir düşmana sahip olmak, birinin algıladığı tehdide karşı gardını almasını ve ona belli bir şekil vermesini sağlar. Bu durum günümüze kadar artarak devam etmektedir.1
Aslında bu husumetin kökenini tespit etmek için daha da geriye gitmeliyiz: büyük bir tehdide yol açan 1917 Ekim Devrimi. Bu durum kısa bir süre için gerçek bir temele sahip gibi görünse de, devrimci aşamanın sona ermesinden sonra bile hafifletilmiş bir şekilde devam etmiştir. Geçen yüzyılın sonuna kadar (proletaryanın ortadan kalktığı, yerini farklı derecelerde egemenlik altına alınan ve sömürülen toplumsal tabakaların aldığı vakte kadar) proletaryaya karşı düşmanlık da buna bağlıydı. Bugün, az ya da çok bilinçsiz bir şekilde, Ruslar devrimi yaptıkları için suçlanmaktadır.
İnsan türünün sürekli olarak bir tehdit yaratmaya çalıştığını defalarca kez dile getirdik. Bu sihirbazlık, çeşitli çatışmaları tarihin sayfalarını dolduran bireysel uluslar düzeyinde gerçekleşir. Ölüm, tehditten kaçmanın bir yolu olarak görünür.2 Bu, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinin bir açıklamasıdır, ancak bir gerekçesi değildir. Dahası, Rusya örneğinin bugüne kadar gösterdiği ve gelecekte de göstermeye devam edeceği gibi, bir tehdide karşı ne kadar çok savaşılırsa o tehdit o kadar güçlenir.
Erkekleri, kadınları ve aynı zamanda doğayı (çoğu zaman gizlenenerek) tahrip eden savaşı kışkırtan bu dinamik, küresel ısınmanın temel nedeni olan husumeti yücelttiği için yok olma riskini arttırmaktadır. Hiçbir engelle karşılaşmaz, çünkü proletaryanın ortadan kalkması sayesinde kendini dayatabilen sermaye biçiminin otonomizasyonuyla sürdürülür. Bu dinamik, sürekli inovasyon ihtiyacı ile ifade edilmekte, inovatif olmayan veya yeterince inovatif olmayan üreticilerin yanı sıra üretilenlerin de eskimesine neden olmakta ve sosyoekonomik gerçekliğin husumetinin eşlik ettiği bir tehdidi oluşturmaktadır. Tüm bunlar insanlığın fazlalığını tamamlamakta ve istenebilecek yaşam koşullarının yaratılmasına yardımcı olmaktadır: “Ölüm, yalnızca ölüme karşı bir önlem olan hayattan daha arzu edilir değil midir?” (Marx).3 Aslında, ölüm bile bunu çözemez. Çünkü yaklaşan yok oluşu ortadan kaldıramaz. İnsanlık bundan ancak husumeti bir yaşam tarzı ve ilkesi olarak terk ederek kurtulabilir.
10 Mart 2022
Hiçbir Şey Çözülmedi
Neolitik dönemde de ortaya çıkan husumetin sürekliliği, doğa dışındaki yaşamın bir aracı, bir operatörü olarak giderek daha fazla ortaya çıkmaktadır. Tüm süreksizliklerin üstesinden gelmek için bir arabuluculuk. Sonuç olarak, yok oluş riskini sürdürüyoruz ve hatta gerçekleşme şansını artırıyoruz.
Daha somut ve devam etmekte olan olguya bir örnek vereyim. Rusya ile ABD arasında Ukrayna üzerinden yaşanan savaş, çözüme kavuşturulmamış bir dizi olgunun sonucudur. Bu, bir şeye ne kadar karşı çıkarsak, karşı çıktığımız şeyi o kadar güçlendirdiğimizi gösteren bir örnektir.
Rusya’nın Avrupa kısmının kuşatılması, Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya, yani ABD’nin kucağına girmesi nedeniyle arttı ve 1945’te yaşananları uzattı: Amadeo Bordiga’nın da söylediği gibi, Avrupa bir Amerikan kolonisi haline gelmektedir. 1949 yılında kaleme aldığı “Avrupa’ya Karşı Saldırganlık” başlıklı makalesinde 1917’den bu yana neler olduğunu belirtmiştir (ki bu, Amerika’nın Avrupa’ya karşı ilk saldırısıdır):
Bu durum, bunu [Amerika’nın öncülük ettiği spekülatif sonraki savaşını —jc] analiz etme ve tarihteki en büyük saldırganlık, baskı ve tahakküm girişimi olarak analiz edilme hakkını ortadan kaldırmaz. Ve bu sadece olası ve varsayımsal bir savaş meselesi olmayıp halihazırda yaşanmaktadır. Bu durum, [Amerika’nın] 1917 ve 1942 Avrupa savaşlarındaki müdahalelerinin doğrudan bir devamıdır ve aslında muazzam ve yıkıcı bir askeri güç yoğunlaşmasının zirvesini temsil etmektedir. Mevcut sınıf rejiminin, kapitalist rejimin savunulması ve herhangi bir ülkede işçi devriminin boğulması için en uygun koşulların gerçekleştirilmesi yönündeki en üstün egemenlik merkezidir.
Böyle bir süreç, ABD ile Rusya arasında tam anlamıyla bir savaş olmadan da gelişebilir. Özellikle de bu ikisinin bağlılığı, uygun bir yıkım ve işgal kampanyasını içerecek askeri araçlarla değil, dünyanın en büyük ekonomik organizasyonunun egemen ekonomik güçlerinin baskısı sayesinde sağlanabilecekse. Belki de yarın, Rus yönetici kliğinin yüksek bir fiyata satın alındığı bir uzlaşmayla güvence altına alınan bir Anglo-Amerikan devletinden bahsediyor olacağız. Stalin bu miktarı iki milyar dolar olarak belirtmişti.
[…]
Amerikan fatihlerin yaşam alanı, Dünya’yı çevreleyen bir toprak şerididir.4
Amerikan kolonisi haline gelen Avrupa, Hollywood hegemonyasının müdahalesiyle kültürünü, medeniyetini kaybederek ideolojik hakimiyete ve tahakküme göz diken bir dinamiğe kavuşuyor.5 Birçok kez tecrübe edildiği gibi, “Amerikalılaştırılmış”.
Ukrayna’daki savaş sağ olsun, Avrupa kolonisi genişledi. Yirminci yüzyılın sonlarında ve yirmi birinci yüzyılın başlarında Avrupa, önce politik sonra da ekonomik bir birlik gerçekleştirerek kendisini Amerika Birleşik Devletleri’nin boyunduruğundan kurtarmaya çalıştı. Rusya’ya karşı birleşme ve Avrupa’nın hammadde tedariki sorununu çözme ihtiyacı (ambargo nedeniyle artık bu ülkeden gelemiyor), [ABD’ye] büyük bir bağımlılığı yeniden tesis etti.
Buna ek olarak, Avrupa Birliği tekrar zayıflatılmalıdır çünkü farklı ekonomik gelişmelere sahip ülkeler bu birliğe girmiştir. Buna ek olarak, Avrupa Birliği yeniden zayıflatılmak zorundadır zira farklı ekonomik gelişimlere sahip ülkeler bu birliğe girmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri’nin kolonisini genişletme arzusu, hüküm sürme ve gözetme dinamiğiyle uyumludur. Hatta, kolonize edilmiş nüfus üzerindeki tahakkümünü sağlamak için, Amerikan demokrasisiyle bağdaşmayan her türlü kavramın icabına bakılmalıdır. Başka bir deyişle, işleyen ve baskılayan hala “bu senin iyiliğin için” dinamiğidir. Ancak bu temelde, Ukrayna’daki müdahalenin üstesinden gelmeyi amaçladığı ve bu nedenle hiçbir şeyin çözülmediği enerji kaynakları eksikliği dolayısıyla aslında ciddi şekilde aşınmış olan bir ekonomik iktidar anlamına gelmektedir.
Rusya neyin peşinde? Kapitalist üretim tarzının efektif olarak kurulmaması. Marx ve popülistlerin6, Rusya’da kapitalizmin gelişmesinin değil, Batı’nın teknik başarılarının Obşçina’ya aşılanması sayesinde bir sıçrama yapılmasının gerekliliği üzerinde ısrar ettiklerini ve sermayenin gelişmesini kolaylaştırmak için bu toplulukların yok edilmesini savunan Bolşeviklerin bunu uygulamadığını ve bunun da nüfusu besleyecek kadar buğday üretilememesiyle büyük bir felakete yol açtığını hatırlayalım. Aynı ekonomik politika Ukrayna’da da uygulandı ve toplulukları kurtarmak isteyen Makhno destekçilerinin büyük bir isyanına neden oldu. Beyazlara —yani Çarlık yanlılarına, eski düzenin destekçilerine— ve Kızıllara, yani Bolşeviklere karşı savaşmak zorunda kaldılar. O halde Ukraynalılar için olduğu kadar Ruslar için de devrimin başarısızlığı ve her şeyden önce Marx ve popülistlerin savunduklarının gerçekleşmemesi, çektikleri ve hala çekmekte oldukları kötülüklerin nedenidir.
Yani devrimin başarısızlığına kapitalizm ve demokrasinin gelişimi eşlik etmedi. 1950’lerin sonunda Rusya’daki durumu karakterize ederken devlet kapitalizmi teorisinin tüm savunucuları arasında sıkışan Bordiga —hem Property and Capital’da hem de The Economic and Social Structure of Russia Today‘de— devlete hakim olan çetelerin, racketların ve mafyaların (bugün söylediğimiz gibi) gelişiminin [standart] açıklamasına da karşı çıkmıştır. Eski düzenin avatarları olan bu tür despotik toplulukların varlıkları, tarihsel olarak çarlarda olduğu gibi, merkezi iktidar tarafından garanti altına alınmıştır.
Sovyetler Birliği’nin çöküşü sırasında Ruslar, Amerikalıların reddetmesi nedeniyle Gorbaçov’un talep ettiği gibi tam kapitalizm ve demokrasiye ulaşamadı. Aynı zamanda Rusya’nın kuşatılması tehdidi de giderek büyüyordu. Bu da bizi mevcut duruma, yani Ukrayna aracılığı ile Rusya-ABD çatışmasına götürüyor. Bu durumda en ciddi, tehlikeli olan doğanın tahrip edilmesi ve yok oluş riskinin artmasıdır. Gerçekten de Avrupalılar, Avrupa’yı Rus gazından mahrum bırakan ABD yaptırımlarının etrafından dolaşmak için ABD’deki kaya petrolünden çıkarılan petrol ve gaza başvuruyor ki bu da okyanus ötesi taşımacılığın yarattığı kirliliği bile saymazsak doğa için bir felaket. Üstelik bu durum Venezuela ya da İsrail gibi çeşitli ülkelerde maden çıkarma faaliyetlerinin artmasına yol açarak enerji kaynaklarının tükenme eğilimini hızlandırıyor.
Jeopolitik çekişmeler açısından bakıldığında, nihayetinde her bir tarafın yürüttüğü mücadelenin diğerini güçlendirdiğini görüyoruz. Dolayısıyla, ABD’nin Rusya’ya uyguladığı baskı, bu ülkenin liderlerini parasal işlemler sırasında rubleyi — altın veya doğal kaynaklarla garanti edilen bir rubleyi dayatmaya yöneltti ve bu da dünya ekonomisinin dolarsızlaşmasına yol açtı. Bu durum başka nedenlerle de pekiştirilmektedir. Böylece, sermaye biçiminin otonomizasyonuyla daha uyumlu (özellikle Çin tarafından arzulanan) başka bir dünya düzeninin inşasına doğru ilerliyoruz, hiçbir şey çözülmeyecek.7
23 Temmuz 2022
[Notlar]
1- Bu beyanın geçerliliğini kanıtlayan çok sayıda belge internette mevcuttur. Ukrayna’nın Nazi geçmişine de işaret etmeliyiz ki bu geçmiş SSCB’ye, bugünkü Rusya’ya karşı bir tehditti ama aynı zamanda Nazi Almanya’sına karşı da bir güç olmuştur. Şunu da hatırlayalım: “SSCB’nin dağılmasına yol açan kriz aslında sadece bu ülkeleri ilgilendiren yerel bir olgu değil, küresel bir olgudur: emek ve sermaye arasındaki karşıtlığın sona ermesi ve toprak olgusunun ortadan kalkması; sermayenin oluşumu önündeki sınırların tamamen ortadan kalkması ve karşıtlık içermeyen, diyalektik olmayan bir gelişimin gerçekleşmesi. Daha açık bir ifadeyle, sermayenin topluluk-toplum içindeki genelleşmesinde çatışmanın çözülmesi söz konusudur. Bu, yalnızca iki kamp arasındaki çatışmalar ve kutuplaşmalar açısından düşünmeye alışmış insanların zihinlerini derinden sarsar. Sermayenin şu anda ulaştığı aşama, erkeklere ve kadınlara düşmansız yaşamayı dayatıyor, bu da onların tüm temsiliyetlerinin altını kazıyor ve düşmanlar rakiplere, gerçek kapitalist aktörlere dönüştüğü için sadece geçici olma riski taşıyan mevcut kargaşaya neden oluyor. Eski temsiliyetleri ortadan kaldırmak biraz zaman alıyor” (1991’de yazıldı), Epilogue to the Communist Party Manifesto of 1848.
2- Francoist sloganla karşılaştırınız: “Yaşasın Ölüm!”
3- Karl Marx, “Debates on Freedom of the Press” [1842], translated by Clemens Dutt, Collected Works, Volume 1 (New York, NY: International Publishers, 1975), 163.
4- Amadeo Bordiga, “Aggressione all’Europa,” Prometeo № 13, 1949.
5- Sinema üzerine Blum-Byrnes anlaşmalarına bakınız.
6- yani народники.
7- Bu durum, her okuyucunun ulaşabileceği çok sayıda belgenin yanı sıra rapor ettiğimiz tüm ekonomik verilerle de kanıtlanmaktadır. Biz sadece hiçbir şeyin çözülmediğini teyit etmek için bunların önemi üzerinde ısrar ediyoruz.

