
Gazze’nin parçalanmış mimariler ve yıkıntılar kolajında, yaşamın soyutluğu hayatın kendisine rakiptir. Alanı durmaksızın yoğun bir şekilde kaplayan ve kodlayan sosyal teknolojiler tarafından ele geçirilen yaşamlar o kadar kapsamlı bir şekilde temsil ediliyor ve şu ya da bu tür bir yaşam olarak tanınıyor ki, yoğun kimlik saptama ve sınıflandırma dalgalarının altında gerçekten yaşayan herhangi bir şeyin kaldığını unutmak dünyadaki en kolay şey. Mülteci, militan, sivil, rehine, mahkum, asker ve mağdur — bunlar hayatları çeşitli askeri stratejiler, politik manevralar ve ekonomik programlar içinde konumlandıran soyut koordinatlar, her biri kendi özel şiddet tonları ve yoğunluklarıyla birleşen belirli kimlik biçimleri, bir hayatın ne olduğunu daha da ayrıntılı bir şekilde belirleyen, ancak ona ne yapılabileceğini daha da belirleyen, dolaşan kodlardır. Bir soyutlama olarak yaşamak ve ölmek: deniz ile güvenlik çitleri arasındaki alanda yaşayan herkese dayatılan kader budur.
Soyutlama, bir yaşamın biçimini ve yaşanılan koşulları belirlediği, bir kontrol noktasından geçiş izni verdiği ya da vermediği, suyu ve elektriği açıp kapattığı, anlık bir koruma sağladığı ya da sırtınıza bir hedef çizdiği ölçüde gerçektir. Filistinli mi İsrailli mi? Müslüman mı Hristiyan mı, Yahudi mi? Erkek mi kadın mı? Vatandaş mı mülteci mi? Ne tür bir hayatın yaşanabileceği ve ne tür bir ölümün kaçınılmaz olarak gelebileceği, bu terimler temelinde sıralayan ve tasnif eden, cinselleştirilmiş ve ırksallaştırılmış hayat hiyerarşilerini değiştiren ve yeniden düzenleyen, her kimliği birleşik bir koloniyal operasyonun değişkeni olarak bütünleştiren soyut bir hesap tarafından belirlenir. Gazze’deki her bir yaşam, kendilerine hükmeden güçler tarafından temsil edilme ve tanınma biçimlerinin tümü tarafından, yaşamın kodlanmış ve kategorize edilmiş birçok yaşamdan biri olarak ikincilleştirildiği ve boyunduruk altına alındığı tüm yollar tarafından, yaşamın soyutlanmasını kolaylaştıran ve böylece devam eden tahakkümünü ve yok edilmesini kolaylaştıran tüm bu yüklemler tarafından istikrarlı bir şekilde boğulmaktadır.
Enternasyonal gözlemciler ayrım gözetmeksizin işlenen cinayetlerin durdurulmasını talep ettiklerinde anlamadıkları şey, cinayetlerin durmaksızın daha ayrımcı ve seçici, her zaman daha bireysel ve bilinçli hale geldiği, ancak bunun onu daha az yıkıcı ya da total yapmadığıdır. İsrail askerleri Gazze’nin büyük bir bölümünden yaşamı söküp atmaya hazırlanırken, ordunun tahliye emirlerine direnen ve kalmayı tercih edenlerin cep telefonu konumlarını belirleyen verilerle bunu yapıyor, planladıkları ıssızlaştırmaya kararlılık katıyor ve rafine edilmesine yardımcı oluyor. Generallerin bombardımanlarını optimize etmelerine yardımcı olmak için kamyon kasalarına yığılan kaçan aileleri inceleyen dronlar ısrarla tepelerinde vızıldıyor. İsrailli bürokratlar hapsedilen nüfusun tükettiği kalorileri sayarken, su kesiliyor, gıda ve ilaç sevkiyatı azaltılıyor ya da durduruluyor. Muhtemel ki İsrail, kimi yok ettiği konusunda tarihteki diğer tüm rejimlerden daha fazla bilgiye sahip ve bu bilgi kısmen bile olsa şiddeti durdurmuyor, sadece arttırıyor. Her bir yaşam koloniyal durum içinde ne kadar soyutlanırsa, her bir yaşam şu ya da bu tür bir Filistin yaşamı olarak ne kadar çok yakalanır, hesaplanır ve dolaşıma sokulursa, katliam o kadar keskinleşebilir. Koloniyal armatür içinde yaşamın soyutlanması ne gayri-maddi ne de gelişigüzeldir, aksine yaşam üzerindeki tahakkümü taktiksel olarak güçlendirmek için tasarlanmıştır: bilgi ve kimlikler üzerindeki kontrolün sıkılaştırılması, topraklar ve bedenler üzerindeki kontrolün sıkılaştırılmasının yalnızca başlangıcıdır.
Periyodik olarak patlayan bombalar camları kırıp mahalleleri yerle bir ederken, şu evde ya da bu hastanede barınan hayatlar, ölümlerinin üzüntü verici bir sivil kayıp mı yoksa başarıyla etkisiz hale getirilmiş bir terörist olarak mı sayılacağını, bir askeri komutanın savaş simülasyonu için bir veri noktası olarak mı yoksa Birleşmiş Milletler hesap çizelgesinde bir başka girdi olarak mı toplanacağını, bir siyasi partinin afişinde bir şehit olarak mı yoksa hızla geçiştirilecek bir internet gönderisi olarak mı anılacağını merak edilebilir. Çevredeki ablukanın ortasında azalan yiyecekleri aramak için caddede yürürken, aynı hayatların düşünceleri, yaklaşan karasal istilaya hazırlık için alçak yörüngeden her hareketlerini izleyen uydulara veya belki de askeri veri tabanlarındaki biyometrik profillerle yüzleri eşleştirme umuduyla kalabalıkların görüntülerini yayınlayan dronlara kayabilir, düşman arazinin önemsiz bir başka detayı olarak basitçe gözetlenip gözetlenmeyeceklerini veya haritadan silinmek üzere hedeflenip hedeflenmeyeceklerini merak edilebilir. Az önce soyutlanmış olanları patlatmak için füzeler ateşlenirken, aileler en azından birlikte ölebilmek için tek bir odaya mı sığınacaklarına yoksa ailenin en azından bir kısmının hayatta kalıp yaşamaya devam edebilmesi için birden fazla binaya mı dağılacaklarına karar verilebilir. İsrail apartheidinin soyut sınırı, yaşama yalnızca hayatların daha fazla sayıda ölüm rejimine maruz kalabilmesi, daha iyi mülksüzleştirmek için belgelenmesi, daha iyi aç bırakmak için tasnif edilmesi, daha iyi yıkıma uğratmak için temsil edilmesi için biçim verir.
Yaşamın soyutlanması temelinde, yaşamlar dikkatsizce ve zahmetsizce yüklemlerinin listeleriyle ikame edilebilir; bu sayede bir yaşam hesaplanabilir, düşünülebilir ve potansiyel olarak sanki sadece ayrık ve tanımlanmış özelliklerinin bir kümesiymiş gibi itlaf edilebilir. Kimlik kartlarının, polis dosyalarının, nüfus veritabanlarının ve devlet izinlerinin iç içe geçmiş birikimleri, bir yaşamın nerede okuyup nerede hareket edemeyeceğinin, nerede alışveriş yapıp nerede inşaat yapıp nerede çalışamayacağının ve bir yaşamın hangi sağlık hizmetlerine, gıdaya ve suya erişip erişemeyeceğinin sınırlarını değiştirerek, içinde yaşanılan araziyi şekillendiriyor. Yaşam ve ölüm her ne kadar tam ya da nihai bir tanımdan kaçsa da —bir yaşamın doğuşuna ya da ölümüne tanık olmak çoğu zaman bizi kelimelerden yoksun, suskun bırakır— yine de soyutlanmaları, en uç yıkım biçimlerinin bile yeni uyuşturulmuş ve yağlanmış dillerden akıcı bir şekilde yuvarlanabilmesi için zemin hazırlar: “Bir milyon Gazzelinin kaçması emredildi”, “Hamas’ın barındığı mahalleler ortadan kaldırılacak”, “Geride kalan herkes sorumludur ve bir bedel ödemelidir.” Soykırım, bir soyutlamanın nihayetinde içine aldığı ve kapsadığı her şeyi boğduğu, nihayetinde bu kadar kesin bir şekilde katalogladığı ve sınırladığı şeyin tüm yaşamını sıkıştırdığı an değilse nedir? Hiçbir soykırım, kendi kodları ve yaşam sınıfları olmadan, tam da soyutladığı şeyi ortadan kaldırmak için harekete geçmeden ilerlemez.
Filistin’de savaş ve barıştan söz etmek, basitçe, biri aniden ölüm getiren, diğeri ise prosedürel, ölçülü ve orantılı bir şekilde ölüm getiren birleşik soyut bir sürecin iki modalitesinin adlarını söylemektir. Hava bombardımanları ve keyfi tutuklamalar, sınır kontrol noktaları ve ekonomik ablukalar, süresiz gözaltılar ve hedefli suikastlar, buldozerler ve biber gazı bombardımanları: bunlar, yaşam mücadelesi verenleri her geçen gün daha fazla boğan en bariz ve yaygın olarak belgelenen teknolojilerdir. Her durumda soyut, durmaksızın dolaşan tüm şiddeti optimize etmek ve rasyonalize etmek, yıkımını daha iyi hesaplamak ve tamamlamak için hayatı sınıflandırmak, sizi yalnızca farklı hızlarda yok etmeyi vaat eden bir savaşa ve barışa biçim vermek için çalışır.
Yaşanmış deneyimin çeşitli kakofonisi, şu ya da bu etnik ya da dini tarihin, şu ya da bu siyasi partinin ya da hizbin, şu ya da bu tarihsel travmanın ya da atalara ait iddianın sınırları içinde soyutlandıkça — soyutlamalar daha sonra bir yaşamın içinde yaşadığı hayatta kalma koşullarını belirlemeye devam eder — yaşamların soyutlamalarıyla tamamen özdeşleşmeleri, soyutlamalarını kendileri olarak görmeleri şaşırtıcı değildir. Bu durum aslında bir bakıma son derece pragmatik bir olgudur; çünkü hayatta kalma mücadelesi, hayatta kalanların temsili ile birleşmiştir ve bu temsil sayesinde hayatlar, onları temsil ettiğini iddia edenler tarafından açık tutulan daralan varoluş yollarında yaşamaktadır. Gazze’deki Hamas ve Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi, bu soyut koloniyal rejimin taşeron yöneticileri olmaktan memnunlar; bir yandan Filistinlileri katı bir şekilde temsil etmeye ve onlara güvencesiz bir şekilde hizmet sunmaya çalışırken, diğer yandan da Filistinlilerin yaşamlarını denetliyor ve soyut tekellerinden ödün veren her şeyi bastırıyorlar. Hamas İsrail’i yok etmeyi, Filistin Yönetimi de onunla işbirliği yapmayı vaat ederken, her ikisi de işgal soyutlamasının tamamlayıcı uzantıları olarak işlev görüyor; biri yok edilecek düşman hayatları, diğeri de kovulacak pasifize edilmiş hayatları temsil ediyor.
Hayatın kendi soyutluğuyla özdeşleşmesi aynı zamanda politik bir özdeşleşmedir, çünkü kendini Filistinli olarak görmek, diğer Filistinlilerle ortak bir tarihi paylaştığını, ortak bir mülksüzleştirme ve tahakküm sürecine maruz kaldığı için ortak bir hayatta kalma ve mücadele geleneğine sahip olduğunu anlamaktır. Filistin’de yoğun bir şekilde akan soyutlamalar bu anlamda sadece hayata damgasını vurmakla kalmıyor, aynı zamanda hayatların içine çekildiği ve dahil olduğu formlar olarak ortaya çıkıyor. Çeşitli kimliklerde ve milliyetçiliklerde öznel olarak biçimlenen Filistin soyutlaması, sadece bir baskı biçimi olarak değil, aynı zamanda birlikte tahakküm altına alınan insanların birlikte hayatta kalma ve isyan etme yöntemleri aradığı yaşanmış bir deneyim ve sosyal bağlam olarak da işlev görür. Bu mücadeleler her zaman koloniyal soyutlamanın içinden ateşlenir, ancak belirleyici olan, kendilerini soyut varoluşları üzerinde bir nebze de olsa egemenliklerini korumaya ve belki de güvence altına almaya mı yönelttikleri, yoksa onu bir kez ve sonsuza dek patlatmayı mı amaçladıklarıdır. Filistin’de ve diasporasında, temsil edildikleri ve tanındıkları tüm yollar tarafından belirlenmemiş kalanlar, ortak geçmişlerinin kalıntılarında ve yıkıntılarında birbirlerini arayanlar ve koloniyal soyutlamasından kurtulmuş bir Filistin için mücadele edenler var.
Koloniyal soyutlamasından kurtulmayı başarabilen, kendisini temsil eden ve tanımlayan şeyi tamamen yakmayı başarabilen, ortadan kaldırılmayı reddeden ve ortadan kaldıran şeye karşı isyan eden bu Filistin nedir? Soyutluktan kurtulmuş bir Filistin, belirli bir kimlikle daha az ilgilenen, yaratıcı ve asi bir hareket olarak daha fazla resmileşmiş, ne olduğundan çok ne yapabileceğine göre örgütlenmiş bir Filistin olacaktır. Bu Filistin, biçimlerini denetlemek ve onlara biçim dayatmak isteyenler tarafından yalnızca türbülans ve uyumsuzluk olarak kavranabilen yaşam biçimlerinden, kendi biçimleriyle bir plajın dalgaları arasında oynar gibi oynayabilecekleri ölçüde otonom ve özgür hale gelen yaşam biçimlerinden doğan bir Filistin olacaktır. Bu yaşam biçimleri çokluklar olarak, topluluklar olarak ve herhangi bir birliğe ihtiyaç duymadan toplulukların bir parçası olarak, diğer kodlanmış yaşam biçimlerine değil, daha ziyade soyut ıssızlıklarına ve belirlenimlerine karşıt olarak yaşayan yaşamlar olarak yaşarlar. Tıpkı Aimé Césaire’in şiiri tanımladığı gibi tanımlanabilecek bir poiesis biçimi yaşıyorlar: kendi içine bir iniş, ama aynı zamanda bir patlama olarak. Elimizde kalan şey şu ya da bu tür bir yaşam değil, daha ziyade onu içine hapsetmeye çalışabileceğiniz her türlü kabı parçalayan bir yaşamdır.
Bu soyutlamaya karşı ensüreksiyon Filistin’in ortadan kalkmasını değil, yalnızca ele geçirme ve daraltma, parçalara ayırma ve sıkıştırma işlevi gören koloniyal dünyanın ortadan kalkmasını gerektiriyor. Koloniyal güçler tarafından her zamankinden daha kesin bir şekilde haritalanan ve taranan bir Filistin, sadece ayrı niteliklerinin ve soyut özelliklerinin biriken bir arşivi olarak ortaya çıkan bir Filistin, sadece ona hükmeden ve kodlayan şeyin gölgesi olarak, işgalinin ters simetrisi olarak var olan bir Filistin’dir. Bu anlamda koloninin sonu, sadece kolonileştirenin değil, aynı zamanda kolonileştirilenin de sonunu gerektirir; koloniyi ve onun belirlenimini ortadan kaldırmanın bir aracı olarak koloniyal soyutlamayı ortadan kaldırır. Ancak Filistin kendi soyutluğuna karşı bu ensüreksiyonu gerçekleştirebildiğinde, ancak İsrail yayılması ve tahakkümünün küçülen tortusu olarak soyut varlığından kurtulabildiğinde, Filistin’in ne olduğunu ve ne olabileceğini gerçekten öğrenmeye başlayabileceğiz.
Burada ve şimdi, Filistin’de tam ve dehşet verici bir şekilde konuşlandırılmayı bekleyen militarize ıssızlığın beklentisi içinde bile, yaşamın radikal tekilliğini savunan ve yaşamın koloniyal soyutlamasına saldıran, çevreleyen soyut şiddet rejimleriyle tamamen çelişen ve uyuşmayan yaşam biçimleri içinde yaşayanların coşkulu bir isyanı var: Çitlere saldırılar düzenleyen ve Hamas’ın baskıcı güçlerine karşı direniş örgütleyen Gazze’deki isyancılar, İsrail’de askere gitmeyi reddeden ve ayrım duvarına balyozlarla saldıran anarşistler, ölülerinin bir sonraki cinayet turu için sembolik top yemi olarak kullanılmasına izin vermeyen acılı aileler, Doğu Kudüs’te güvenlik kameralarını ateşe veren ve Batı Şeria’daki kontrol noktalarını söken sabotajcılar ve pek çok kimliğin etrafına inşa edilen bölmeleri parçalayan ve kendilerini muazzam bir hayatlar kümesinin içinde bulanlar.
Deniz ve güvenlik çitleri ile nehir ve deniz arasında, komşularıyla birlikte, Filistin biçimlerinin parıldayan çokluğu ve temsil edilemez çeşitliliği boyunca yayılan, kodlama ve tanımlama ile kısıtlanmayan, artık yaşamın koloniyal soyutlaması ve tahakkümü tarafından belirlenmeyen gelecekler için mücadele eden tüm yaşamlar kalır. Her şey, yaşamın soyut tahakkümünü reddeden, kendi biçimlerini formların şiddetli bir şekilde ayrıştırılması ve yorulmaksızın ortadan kaldırılması üzerine kurmayan, başka bir dünyada yaşayabilmemiz için koloniyal dünyanın sonunu getirme tehdidinde bulunan yaşamların çoğalmasına, yoğunlaşmasına ve bu yaşamların gücüyle dayanışma içinde hareket etmeye bağlıdır.


2 yanıt
[…] chez nos amis de Ill Will sous le titre Between the sea and the security fence, disponible en Turc et en Polonais. On a pu dire que les massacres à Gaza étaient indifférenciés. L’horreur […]
[…] 1. Bölüm […]