Üç Filistinli kesintisiz İsrail bombardımanı altındaki yaşamlarını anlatıyor ve kurtuluş vizyonlarını ortaya koyuyor.

İsrail’in Gazze’ye yönelik soykırım saldırısı 11. gününe girerken kuşatma altındaki bölge ile dış dünya arasındaki iletişim hızla imkânsız hale geliyor. “BM uzmanlarının uluslararası hukuku ihlal eden ‘toplu cezalandırma’ anlamına geldiği konusunda uyardığı İsrail saldırısının boyutu göz önüne alındığında, gazeteciler bilgi edinme ve paylaşma konusunda benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya kalıyor.” The Washington Post, 16 Ekim. Bu engeller, aşağıda derlediğimiz Gazze’den gelen üç tebligatta yansıtılmaktadır. İlki, İsrail’in Şeride giden su ve elektriği keseceğini açıkladığı sırada yazılmıştı ve 9 Ekim’de bize e-posta yoluyla, “elektriğimiz kesildiği için cevap verememem ya da şehit olmam durumunda” nasıl hareket edeceğimize dair talimatlarla birlikte gönderildi. Bir hafta sonrasında, yazılı iletişim artık imkansız hale geldi ve son iki gönderi 16 Ekim’de WhatsApp sesli mesaj dizileri olarak ulaştı.
İlk haber, İsrail/Filistin’de laik demokratik bir devleti savunan Filistinli bir grup olan One Democratic State Initiative’in Gazze koordinatörü Mohammed Zraiy’den geliyor. Son ikisi Gazze’de yaşayan öğrenci, öğretmen ve Filistinlilerin eve dönüş hakkının savunucusu Khalil ile Gazze’de insan hakları alanında çalışan 51 yaşındaki Rania Hussein’den geldi.
Khalil’in de belirttiği gibi, bu haftaki acımasız bombardıman geçmiş savaşlardan derece olarak daha büyük ama tür olarak farklı değil: Gazzeliler “haklarımızdan mahrum bırakılmaya, kendi acılarımız için suçlanmaya, uluslararası toplum tarafından başarısızlığa uğratılmaya” ezici bir şekilde alışmış durumda. Bu tür saldırıların ortasında, sık sık yaşadıkları dehşet hakkında medyada tanıklık etmeleri isteniyor, ancak hayatlarını etkileyen olaylara ilişkin yorumları nadiren soruluyor veya bakış açılarını açıkladıklarında cömertlik gösteriliyor. Onların farklı siyasi isteklerini kendi sözleriyle okuyuculara sunarak, adil bir gelecek hakkında ortak bir sohbetin koşullarını geliştirmeyi umuyoruz. Khalil, işgal, koloniyalizm ve soykırıma son verilmesini savunurken, “sadece kolonize edilen halk için değil, aynı zamanda bizi yönetmek için kullandıkları bu ideoloji tarafından yönlendirilen ezen için de” kurtuluş çağrısı yaptığını söylüyor. Zraiy de, kendisine fırsat verilmesi halinde İsraillilere ne söyleyeceği sorulduğunda, Filistinlilerin ve Yahudilerin özgürlük ve eşitlik içinde bir arada yaşayabilecekleri bir devlet çağrısında bulunarak, Yahudileri “sizi ve onun başlıca kurbanları olan bizleri koloniyalizmden kurtaracak” bir yolu desteklemeye çağırdığını vurguluyor. Özgürlüğe olan bu ortak bağlılığın “barışa giden tek yol” olduğunu yazıyor.
“İşgal altındaki bir halkın yalnızca üç seçeneği vardır: Direniş, direniş ve direniş.”
Alain Alameddine: Sahada durum nasıl?
Mohammed Zraiy: Elektrik yok, internet yok, ilaç yok, su yok, gıda malzemesi yok, ayrım gözetmeksizin evler, hastaneler, okullar, camiler, kiliseler, Birleşmiş Milletler binaları, siviller, ambulanslar, sağlık görevlileri ve muhabirler hedef alınıyor, tüm mahalleler harabeye çevriliyor, yakın ailemden 10 kişi de dahil olmak üzere binlerce kişi şehit edildi. Bu bir katliam — ve İsrail’in bize karşı sürdürdüğü Nakba’nın pek çok istasyonundan yalnızca bir tanesi. 75 yıldır işgale, apartheide, etnik temizliğe ve yerleşimci koloniyalizmine karşı kurtuluşumuz için mücadele ediyoruz.
AA: Bu sizi nasıl hissettiriyor?
MZ: Sürekli bir ağırlık; hepimiz bunu göğsümüzde hissediyoruz. Gazze’de savaşa alışkınız. Bebekliğimizden beri hayatımızın bir parçası. Mülteci kamplarında sıkışıp kalmış, çalışma, hareket ve seyahat özgürlüğü gibi temel haklardan yoksun bir şekilde yetişkinliğe adım attığımızda her şey kasvetli bir hal aldı. Ancak [Hamas’ın] bu askeri operasyonu farklı bir his uyandırdı. Şimdi üzüntü, korku ve gurur duyuyoruz. Katliamlarda ölenler için üzüntü. Burada ölecek olanlar için korku. Ve direniş ruhunu törpülemek için uzun süredir soykırım kılıcını kullanan bir ordunun kibrini kırdığımız için gurur. Kalplerimizde bir meydan okuma ruhu yanıyor.
Ben [1948’de] yıkılan ve yerine Re’im kolonisinin kurulduğu Tel Cemmeh’ten geliyorum. [7 Ekim’de] direnişçiler işgalci orduyla savaşırken ve birkaç saat boyunca dedemlerin kasabasını özgürleştirirken haberleri dakika dakika takip ettim. Filistinlilerin 1948’de işgal edilmiş olan topraklarına koşarak “Evimize döndük, evimize döndük!” diye bağırmalarını izledim. O an geri dönüşün mümkün olduğunu hissettim; ancak bu sadece direnişle mümkün olabilir. Mülteci kamplarında büyüyen ruh, özgürlüğe dönüşecektir.
AA: Üzüntü ve korkudan bahsettiniz. Filistinlilerin karşı saldırısının hiç yaşanmamış olmasını ister miydiniz?
MZ: Bizler insanız — öldürmek istemiyoruz, ölmek istemiyoruz, sadece yaşamak istiyoruz. Kader öyle istedi ki, ilk Siyonist atalar hangi toprakları kolonileştireceklerine karar verirken (Herzl’in ifadesiyle), çalmayı düşündükleri diğer topraklar yerine (Ben-Gurion’un ifadesiyle) Filistin’i seçtiler. Bu yerleşimci koloniyal projenin temsilcileri 75 yıldır bizi topraklarımızdan etnik olarak temizlemek için çalışıyorlar ve bırakın insan haklarını (ya da koloni hükümetinin bizi tanımladığı gibi “hayvan” haklarını), Siyonizm’in lehine taraflı olan uluslararası hukuku bile umursamıyorlar. İşgal altındaki bir halkın sadece üç seçeneği vardır: Direniş, direniş ve direniş. Keşke hiç olmasaydı dediğim şey Filistin’e yönelik yerleşimci kolonizasyonun gerçekleşmesidir, bizim buna verdiğimiz tepki değil.
AA: Yani, karşı saldırı için Filistinlileri suçlamıyorsunuz?
MZ: Gazze’de yaşayanların çoğunun Gazzeli olmadığını biliyor musunuz? Al Lyd, Ramla, Yafa ya da Birsabeh gibi 1948’de işgal edilen Filistin topraklarından geliyoruz. Gazze Şeridi’ne sürüldük ve yerimize yüz binlerce yerleşimci getirildi. Şimdi BM’nin temel ihtiyaçlarımız için bize yardım etmesini bekliyoruz, ki bu yardımlar da ancak İsrail “izin verdiğinde” bize ulaşıyor. İsrail, Yahudi olmadığımız için evimize dönme hakkımızı reddederken, başka yerlerde barış içinde yaşayan Yahudilere kucak açıyor. Bu yerleşimciler topraklarımızda rahatça yaşarken, yerliler ayrıştırılıyor, mülksüzleştiriliyor ve öldürülüyor. İsrail ve destekçileri, özellikle de ABD ve Birleşik Krallık tarafından dayatılan gerçeklik budur. Hangi tarafı suçlamamız gerektiğini mi sordunuz? Bu nasıl bir soru olabilir?
AA: Peki ne öneriyorsunuz?
MZ: Gazze’deki Filistinlilerin evlerimizin “güvenliğinde” bombalanmayacağını; Batı Şeria’daki Filistinlilerin devam eden etnik temizlik kampanyasının bir parçası olarak Ürdün’e sürülmeyeceğini; Hayfa’daki Filistinlilerin Filistin bayrağı taşıdıkları için sınır dışı edilmeyeceğini; Naqab [Necef] ya da Kudüs’teki Filistinlilerin kendi evlerinden tahliye edilmekten korkmayacağını garanti eden bir çözüm istiyoruz. Yerleşimci kolonisi tüm bunların sebebidir, bu nedenle çözüm onu parçalamak ve temel antitezini kurmaktır: din, etnik köken veya başka herhangi bir kimlik temelinde ayrımcılık yapmayan ve toplumunu Siyonizm gibi ırkçı ideolojilerden ve hareketlerden koruyan kapsayıcı, laik, demokratik bir Filistin devleti.
AA: İsraillilere mesajınız nedir?
MZ: Onlara söylenenin aksine, bizim Yahudilerle hiçbir zaman bir sorunumuz olmadı. Yahudiler, İsrail’in kuruluşundan çok daha önce toplumumuzun dokusunun bir parçasıydı. Nitekim Avrupa’daki zulümden kaçan Yahudiler Filistin’e sığınmıştır. Gazze’de bir Yahudi bölgesi vardı. Araplarla birlikte değil ama Arap olarak 1948’e kadar barış içinde yaşıyorlardı. İsrail’in kurulması Yahudileri korumadı; bölünmeye ve tehlikeye neden oldu. Çözüm, koloniyi geriletmek ve dağıtmaktır. Topraklarımızı işgal etmek için kendi ülkelerini terk eden kolonicilere mesajım sadece evlerine geri dönmeleridir. Burada doğmuş olanlara gelince, benim mesajım şu: Sizler bu koloniyal projenin ikincil kurbanlarısınız. Başkalarının topraklarını işgal etmek için kullanılıyorsunuz ve Yahudiliğiniz koloniyal amaçlarla politize ediliyor. Güney Afrika, Angola, Cezayir örnekleri üzerine dikkatle düşünün — bunlar Filistin’in yerleşimci kolonizasyonu için toptan geçerli olmayabilir, ancak sizin için dersler içeriyor. Bugün bir seçim yapmak zorundasınız: Ya bu ölümcül koloniyal projeyi destekleyin ya da Filistin’in kurtuluşunu ve Yahudilerin yanı sıra Filistinlileri de Siyonizm’den kurtaracak demokratik bir devletin kurulmasını destekleyerek buna karşı durun. Filistinli mültecilerin geri dönüş ve tazminat haklarına saygı gösterecek ve Yahudileri Filistin vatandaşı olarak kabul edip koruyacak bir devlet. Siyonizm’den demokrasiye bu geçiş kimsenin hayatına mal olmayacak; size koloniyal ayrıcalıklarınıza mal olacak ve sizi —ve onun başlıca kurbanları olan bizleri— koloniyalizmden kurtaracaktır.
AA: Diğer Filistinlilere ve onların küresel müttefiklerine mesajınız nedir?
MZ: Kimliğin politizasyonu ve Filistin’in bölünmesi gibi Siyonizm’in temellerini meşrulaştıran her türlü öneriyi reddetmek. Buna iki devletli öneri ve iki uluslu ya da konfedere devlet çağrıları da dahildir. Bu satırları okuyan herkesi, Siyonizm’den barışa giden tek yol olan tek bir demokratik devlete geçiş için yürüttüğümüz çalışmalara katılmaya davet ediyorum.
— 9 Ekim
“İşler daha kötüye gidemezmiş gibi geliyor — ama dibe ulaştığımızda, başka bir dibin daha olduğu ortaya çıkıyor. Dipsiz bir kuyu.”
Maya Rosen: Nasılsınız? Etrafınızda neler görüyor ve deneyimliyorsunuz?
Khalil: Fiziksel olarak iyiyim ama çok sayıda aile yakınımı, arkadaşlarımı ve komşularımı kaybettim. Hayatta kalan aile üyelerim birbirlerinden kopuk. Bazılarımız Gazze’nin kuzeyinde, bazılarımız ise güneyinde. Kız kardeşim dün gece İsrail’in sivil bir binayı hedef alan hava saldırısında yaralandı. Her dakika insanlar öldürülüyor, binlerce insan yaralanıyor, on binlerce insan yas tutuyor. Pek çoğu için su yok, elektrik yok, gıdaya erişim yok, ilaca erişim yok — her şeyde kıtlık var. İşler daha kötüye gidemezmiş gibi geliyor — ama dibe ulaştığımızda, başka bir dibin daha olduğu ortaya çıkıyor. Dipsiz bir kuyu.
Soykırımla karşı karşıyayız. Sistematik, korkunç. Bir kıyamet.
MR: Şu an İsrail’in Gazze’ye yönelik diğer saldırılarından farklı mı hissediyorsunuz?
K: Bu, insanların büyük çoğunluğunun su, ekmek, ilaç arayışında olduklarını deneyimlediğim ilk savaş. Hayvan muamelesi görüyoruz. Ancak başka açılardan da farklı hissettirmiyor: Önceki savaşlarda sevdiğimiz arkadaşlarımızı, komşularımızı, akrabalarımızı kaybettik. Haklarımızdan mahrum bırakıldık, kendi acılarımız için suçlandık, uluslararası kamuoyu tarafından başarısızlığa uğratıldık.
MR: Bir postkoloniyal araştırmalar öğrencisi olarak, diğer koloniyal bağlamlar üzerine yaptığınız araştırmalar Gazze’nin geleceği hakkındaki düşüncelerinizi nasıl etkiledi?
K: Elimizdeki araçları daha iyi görmeme yardımcı oluyor. Dünyaya şöyle diyebiliriz: “Apartheid Güney Afrika’dan elinizi çektiniz. İsrail’i neden boykot etmiyorsunuz?” Diğer koloniyal deneyimlerin bağlamı bize özgürleşmenin mümkün olduğunu öğretiyor — sadece kolonileştirilen insanlar için değil, aynı zamanda bizi kontrol etmek için kullandıkları bu ideoloji tarafından kontrol edilen zalim için de.
MR: Özellikle yararlandığınız yazarlar var mı?
K: Koloniyalizm altında yazan yazarlar: Ghassan Kanafani, Frantz Fanon, Ngũgĩ wa Thiong’o, Steve Biko… Hepsi kendi deneyimimi anlamamda katkıda bulunuyor.
MR: 7 Ekim sizin için nasıl bir gündü?
K: Tel örgülerin aşıldığını duyduğumda umutlandım. Filistin’i özgürleştirmek için ilk adım gibi geldi. İsrail propagandasının ve Batı medyasının anlattıklarının aksine, bu imkansız değildir. Direniş varsa, koloniyalizm yenilgiye uğratılabilir.
MR: Neyden korkuyorsunuz?
K: Hayallerime ulaşamadan öleceğimden korkuyorum. Doktoramı tamamlamak istiyorum. Ailemin yıkılan evini yeniden inşa etmek istiyorum. Ve —ki bu benim için en büyük hayal— arkadaşlarımla yüz yüze görüşmek, el sıkışmak, onlara sarılmak istiyorum. Kulağa çok basit geliyor ama koloniyalizm bir halkı dünyanın geri kalanından koparıyor. İnsanların eşit muamele gördüğü, işgalin, koloniyalizmin, soykırımın, etnik temizliğin olmadığı bir gelecek hayal ediyorum.
MR: Dünyaya mesajınız nedir?
K: Bizi yalnız bırakmayın. Artık tarih yazıyoruz. Çocuklarınızın sizin hakkınızda ne okumasını isterdiniz? Bu zulmü meşrulaştırdığınızı mı? Yoksa ezilen insanların yanında durduğunuzu mu?
Her bir eylem çok değerlidir. Bizi unutmayın. Bizler aile üyelerimizi, komşularımızı ve arkadaşlarımızı kaybeden insanlarız. Filistin halkının eşitliğine ve özgürlüğüne inanıyorsanız, hükümetinizin koloniyal hükümeti desteklemeyi bırakmasını sağlamak için azami çaba gösterin. Her hükümet bu koloniyal sistemi boykot ettiğinde, artık sistem izole olacaktır. Ve bu şekilde sona erecektir.
— 16 Ekim
“Nakba’yı yeniden yaşıyorduk: aynı manzaralar, aynı kalabalıklar nereye gideceğini bilmeden yürüyorlardı.”
Julia: Şu anda Gazze’de neler oluyor?
Rania Hussein: Bugün kuşatmanın 11. günü ve çok ama çok kanlı bir gün. Yakın çevremizde çok sayıda saldırı ve bombalama olayı yaşanıyor. Benden sadece birkaç metre ötede bir aile, evlerinin içinde vuruldu. İnsanlar sokaklarda çığlık atıyor. Arkadaşlarımdan ve akrabalarımdan Deir al-Belah ve Khan Younis’ta da benzer birçok olay olduğunu duydum. Bunlar güvenli olduğu düşünülen güney bölgeleri. Bu yüzden öldürülmemek için ne yapmamız gerektiğini bilmiyorum. Nereye gitmeliyiz? Bize ne yapmayı planlıyorlar? Bizi dışarı atmayı mı planlıyorlar?
Dün gece eşimin kuzeni öldürüldü. Evinin yanında bombardıman vardı ve o da yaralılara yardım etmeye gitti. Sonra ikinci kez bombaladılar ve yardım etmek için toplanan insanları vurdular. Böyle zamanlarda çocuk sahibi olmadığım için Tanrı’ya şükrediyorum. Şu anda yapabileceğim tek şey Gazze’de neler olduğunu dünyaya anlatmak.
J: Saldırı başladığından bu yana Gazze içinde iki kez yer değiştirmek zorunda kaldığınızı biliyorum. Biraz bundan bahseder misiniz.
RH: Önce evimizi terk ettik ve Gazze Şehri’ndeki bir akrabamızın evine taşındık çünkü etrafımızı bombalıyorlardı. O zamandan beri çevremizdeki bütün evler yerle bir oldu. Evim muhtemelen yıkıldı ama çok tehlikeli olduğu için kontrol etmeye gidemiyorum. Cuma sabahı erken saatlerde ise İsrail güçlerinin insanlara Gazze Şehri’nden çıkıp güneye gitmelerini söylediğini duymaya başladık. Biz de şu anda orada, Gazze’nin güneyindeki bir evde, yaklaşık 30 akrabamla birlikteyiz.
Ayrılmanın doğru bir karar olup olmadığını bilmiyordum. Diğer insanların gidişini izledim ve sanki Nakba’yı yeniden yaşıyorduk: aynı manzaralar, aynı kalabalıklar nereye gideceğini bilmeden yürüyorlardı. Biz zaten mülteciydik. İsdud’dan [Aşdod] 1948’de kaçmıştık. Yaşlı bir adam olan kayınpederim bu olay olduğunda 14 yaşındaydı. Hala hatırlıyor, hala yaşıyor. Ve şimdi ise yeniden yaşıyor. Ve bundan sağ çıkamayacağına inanıyor. Bunu tekrar yaşamaktansa ölmeyi tercih edeceğini söylüyor.
J: Bu süregelen yerinden edilme döngüsüne karşı görmeyi umduğunuz çözüm nedir?
RH: Öncelikle Gazze Şeridi’nde ateşkese ve Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’teki Filistin halkı için uluslararası güvence sağlamaya ihtiyacımız var. Ardından, Filistin halkının politik ve ulusal haklarını ve bağımsız bir devlet olarak kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alan politik bir çözüme ihtiyacımız var.
J: Bu noktada Gazze’de gıda, su ve elektriğe erişim açısından koşullar nasıl?
RH: İşgalci İsrail güçlerinin kuşatması ve saldırganlığı Gazze’ye gıda girişini engelledi. Ayrıca çiftçilerin her zaman tehlikeli bölgelerde bulunan ve şimdi tamamen kısıtlanmış olan tarlalarından ürün toplamalarını da imkansız hale getirdi. Ve tabii ki Gazze’nin kuzey kesimi artık gıda kaynağı olarak kesilmiş durumda. Dükkânlar hâlâ açık ama ne kadar süreyle açık kalacaklarını bilmiyorum. Ayrıca, fiyatlar normalden neredeyse dört kat daha yüksek. İnsanlar ihtiyaçları olanı bulabilseler bile bunu karşılayamıyorlar. Yakında marketlerde hiç yiyecek kalmayacak.
Ayrıca İsrail hükümetinin Gazze’ye giden yakıtı kesme kararı nedeniyle hiç elektrik yok, bu da [genellikle elektrik motorlarıyla tanklara pompalanması gereken] suyu etkiliyor. İçmek ya da günlük kullanım için su bulmakta zaten zorlanıyoruz. Bu durum özellikle kanalizasyon pompalama kabiliyetini etkiliyor ki bu da çok yakında bir çevre krizine dönüşebilir.
J: Size bir şans verilse Mısır’a geçer misiniz?
RH: Eğer karşıya geçersek, bu sadece zaruretten dolayı olacaktır — hayatlarımızı korumak için geçici bir çözüm. Sonsuza kadar sürmeyecektir. Bunu reddediyoruz. Planımız geri dönmek olacaktır.
— 16 Ekim

