
Çocuklar, ergenler ve yetişkinler arasındaki ilişkiler yasalar kapsamında büyük kısıtlamalara tabidir: ya “détournement de mineurs [reşit olmayanların ayartılması]” kavramı (reşit olmayan bir kişiyi bir geceliğine ağırlamaktan ibaret olabilir) ya da 15 yaşın altındaki kişilerle cinsel ilişkiye yönelik genel yasak ya da 15 ila 18 yaş arasındaki reşit olmayan kişiler söz konusu olduğunda “hayasızca ya da doğaya aykırı” olarak tanımlanan eşcinsel ilişkilere yönelik özel yasak.
Bu suçların dayandığı kavramların (“iffet”, “fıtrat [doğa]”) eskimesi ve titiz ayrımcılığın aşırılıkları nedeniyle baskı altında olduğunu hisseden bir gençliğin değişen adetleri, bu yasaların artık bir hakkı güvence altına almak yerine zorlama araçlarından başka bir şey olmadığı anlamına gelmektedir.
Yakın tarihli bir vaka, ceza hukuku ile cezalandırdığı suçların niteliği arasındaki orantısızlığı açıkça ortaya koymaktadır. Üç yılı aşkın bir süre tutuklu yargılandıktan sonra, “15 yaşından küçük her iki cinsiyetten çocuklara şiddet kullanmaksızın uygunsuz saldırılarda bulunmak veya buna teşebbüs etmek” ile suçlanan üç kişi, yasanın (Ceza Kanunu’nun 331 §1 maddesi) “suç” olarak tanımladığı eylemler, Yvelines Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 yıl ertelenmiş hapis cezasına çarptırılmıştır. Cezanın ertelenmesiyle sonuçlanan bir davada üç yıl üç ay hapis cezası verilmesi, yasanın “suç” sınıflandırması yoluyla Ağır Ceza Mahkemelerinin zahmetli prosedürünü haklı çıkarması nedeniyle mümkün olmuştur; oysa “kabahat” sınıflandırması, davanın Sulh Ceza Mahkemesi tarafından daha hızlı bir prosedürle görülmesini zaten mümkün kılacaktı. Kanunun yürürlüğe girdiği 6 Ağustos 1975 tarihinden bu yana, ceza davalarında tutuklu yargılama süresi altı ayı geçemez.
Ancak her şeyden önce, sanıkların durumunun ötesinde, açık mahkemede görülen Yvelines davası, çocukların veya ergenlerin hangi yaşta cinsel ilişkiye özgürce rıza gösterebileceklerinin bilinmesi sorununu gündeme getirmiştir. Bu toplumsal bir meseledir. Bu soruya çağımızın cevabını vermek Ceza Kanunu İnceleme Komisyonuna’na (Commission de Révision du Code Pénal) düşmektedir, zira komisyon hükümete, daha sonra parlamentoya sunulmak üzere, güncellenmiş ve modernize edilmiş metinleri önermekle sorumludur.
Bu mektubu imzalayanlar, cinsel ilişkide bulunan partnerlerin tam özgürlüğünün, bu ilişkinin yasallığı için gerekli ve yeterli koşul olduğunu düşünmektedir.
I. Napolyon tarafından yürürlüğe konulan 1810 tarihli Ceza Kanunu, katılımcıların yaşı ne olursa olsun, şiddet içermeyen cinsel eylemlerin cezalandırılmasına ilişkin hiçbir hüküm içermiyordu. Sadece tecavüz ya da “şiddetle işlenen uygunsuz saldırı” durumlarını öngörüyordu.
“11 yaşından küçük bir çocuğa şiddet içermeyen uygunsuz saldırı” suçunu yaratan 28 Nisan 1832 tarihli kanun olmuştur. “Şiddet kullanılarak işlenen uygunsuz saldırılar”ı kapsayan metin örnek alınarak hazırlanan bu metin, suça aynı “suç” statüsünü vermiştir. Bu metin bugüne kadar yürürlükte kalmış, reşit olma yaşı önce Napolyon III döneminde 13 Mayıs 1863 tarihli kanunla 13’e, ardından da 2 Temmuz 1945 tarihli Geçici Hükümet Kararnamesiyle 15’e yükseltilmiştir.
Bugün, bu “suç” sınıflandırması çarpık sonuçlara yol açmaktadır. Metnin lafzına göre, ister yetişkin ister reşit olsun, 15 yaşından küçük bir çocukla herhangi bir şekilde cinsel ilişkiye giren veya girmeye teşebbüs eden herkes suç işlemektedir ve bu kişiler Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilerek 5 ila 10 yıl arasında hapis cezasına çarptırılmalıdır.
Bu metin çoğu durumda uygulanamaz ve uygulanmamaktadır, çünkü öyle olsaydı, her gün yüzlerce erkeğin 14 yaşındaki bir kız arkadaşıyla bir plajda veya bir belediye dairesinin mahzeninde “eğlendiği” için Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıktığını görürdük. Yasama organının kendisi de “suça ortak olmakla” suçlanabilir, çünkü yakın zamanda 15 yaşın altındaki kızlara doğum kontrol hapı satışına izin vermiştir, bu da cinsel ilişkiyi ve dolayısıyla partner açısından bir suçu varsaymaktadır.
En azından bu suç, suç olmaktan çıkarılmalı ve reşit olmayan kişinin rızası dikkate alınmalıdır.
15-17 yaş arası ergenler söz konusu olduğunda, yasa zaten cinsel ilişkiye girme kapasitelerini ve özgürlüklerini tanımaktadır, ancak ilişkilerin heteroseksüel olması gerektiği gibi son derece ayrımcı bir şartla. Partnerleri ister yetişkin ister reşit olmasın, farklı cinsiyetten olduğu ve onları ebeveynlerinin veya vasilerinin otoritesinden kaçmaya teşvik etmediği sürece, onlarla cinsel ilişkiye girerek suç işlemiş olmazlar.
Öte yandan, partner ister yetişkin ister küçük olsun, aynı cinsten ise, “6 aydan 3 yıla kadar hapis ve 60 Frank’tan 15.000 Frank’a kadar para cezası” ile cezalandırılabilecek bir suç işlemiş olur (Code Pénal Madde 331 §3). 1790 ile 1942 yılları arasında, 18. yüzyıl Aydınlanmasından esinlenen Fransız ceza yasaları, eşcinsellikle ilgili herhangi bir suçu tamamen göz ardı etmiştir. 6 Ağustos 1942 tarihli Vichy Yasası, “aynı cinsten reşit olmayan biriyle bir veya daha fazla uygunsuz veya doğal olmayan eylemde bulunmayı” suç haline getirmiştir (27 Ağustos 1942 tarihli Fransız Devlet Gazetesi). Ceza Kanunu’nun 331 §3 maddesi haline gelen bu metin (8 Şubat 1945 tarihli Kararname – 9 Şubat 1945 tarihli Kararname) halen yürürlüktedir ve günlük olarak uygulanmaktadır, ülkemizde bir “eşcinsellik suçu” bırakmıştır, oysa çoğu Batı ülkesinde, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana, ahlak ve fikirlerin evrimi yasa koyucuların bunu kanunlardan çıkarmasına yol açmıştır.
Bu mektubu imzalayanlar, Ceza Kanunu’nun 331 §3 maddesinin adaletsizliğini ve ayrımcı niteliğini kınamaktadır. Tıpkı zina, kürtaj ve doğum kontrol uygulamalarını cezalandıran metinlerin neyse ki yürürlükten kaldırılmış olması gibi, bu metnin de yürürlükten kaldırılması gerektiğine inanmaktadırlar. Daha genel olarak, reşit olmayanlar arasında cinsel ilişkiyi “teşvik eden” veya “kolaylaştıran” herkesi suçlamak için kullanılabilen “reşit olmayanları iffetsizliğe teşvik” hakkındaki 334-1. madde veya “reşit olmayanların ayartılması” hakkındaki 356. madde gibi çocukları ve gençleri “koruma” iddiasında olan hükümlerin yürürlükten kaldırılması gerektiğine inanmaktadırlar, Madde 331 gibi, toplumumuzun evrimiyle giderek daha uyumsuz hale gelen, tacizi ve salt polis kontrollerini meşrulaştıran bu hükümler yürürlükten kaldırılmalı veya çocukların ve ergenlerin kendi seçtikleri kişilerle ilişkilerini sürdürme hakkını tanıyacak şekilde kökten değiştirilmelidir.
Çeviri: Artun
Kaynak

