
“Emansipasyon bizim için nihilizmin anlamıdır.”
– Gianni Vattimo
Nihilizmden sonra ne gelir? Mevcut durum ve gidişat göz önüne alındığında bu soru yersiz görünebilir. Her yerde geleneksel, reaksiyoner ve lokalize edici ideolojiler rekabet etmekte, çatışmakta ve politik ve kişisel yaşamlarımızın söylemsel alanlarını kolonize etmeye ve yeniden kolonize etmeye devam etmektedir. Bu parçalı ve dengesiz dağılmış gerçekleştirme alanı, her düzeyde tutarlılık görünümlerini korumayı giderek zorlaştırmaktadır. O halde, kültürel-öznel alanlarımız daha önce bize çok şey vaat eden ancak çok az şey sunan yarı-dinsel, dinsel ve seküler-romantik anlatıların çürüyen cesetleriyle doluyken, nihilizmden sonra neyin geldiğini kavradığımızı nasıl iddia edebiliriz? Türümüzü sosyal çözülmenin ve ekolojik çöküşün eşiğine getiren akıl yürütme alanlarını boşaltmaya başladık mı? Henüz tam olarak gerçekleşmemiş bir şeyin ötesine nasıl geçebiliriz?
Çağdaş kargaşamızı anlamakta gecikiyor gibi görünsek de, 2008 finansal çöküşü, 2011 Fukushima Daiichi nükleer felaketi ve küresel iklim değişikliğinin yoğunlaşmasından, İsrail’in Gazze toplumlarını işgal ve yok etmesine devam eden uluslararası göz yummaya ve Ferguson, Missouri’deki protestoculara yapılan muameleye kadar son olaylar, demokrasi, adalet ve insani ilerleme hakkındaki en değerli ve yol gösterici Batılı duygularımızın bile içinin boş olduğunu gösterdi. Bunun yerine, nihilizmin kültürel-öznel durumunun, herhangi bir lokal felsefi tezahürün ötesine geçerek dünyanın nesnel durumu haline geldiği bir evreye girmiş bulunuyoruz.
Aynı zamanda, bilimlerimizin zorlukla sindirilen dersleri, varoluşun nihai amaçsızlığının farkına varılması yönünde ilerlemektedir. Darwinizm, evrenin ısıyla ölümü, yapay zeka ve insan bilişinin sınırlılıkları gibi birbirini izleyen keşifler, dünyanın iç gözlemsel ve fenomenolojik açıklamalarının ikinci dereceden oyunculara indirgenmesine yol açmıştır.
Eğer nihilizm büyük ölçüde geleneksel anlam yapılarının çözülmesine, kesinliğin çöküşünün eşlik etmesi ise, o zaman insanın “bilinebilirliğinin” sınırları ve bunu destekleyen bilinçdışı operasyonlar hakkındaki bilimsel öneriler nihilist eğilimi yoğunlaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Anlam, değer, hakikat, eylemlilik ve bilinç, daha önce işlevsel tekilliklerden ziyade ontolojik olarak (yanlış) kabul edilen imgesel çağrışımlara bağımlı hayalet nesneler olarak açığa çıkmaktadır.
Beyinlerimizi ve bilişin sırlarını çözerken bile, temel işleyiş ve algılama becerisi bakımından en ilkel hayvan kuzenlerimizden ne kadar az ayrıldığımızı fark etmeye başlıyoruz. Olduğumuzu düşündüğümüz yaratılışın nihai amacı değiliz. Ve pek çok açıdan artık ekolojik olarak gerekli ya da özel olduğumuzu iddia edemeyiz. İster atalarımızın geçmişine ister insan sonrası geleceğe bakalım, aynı korkunç dersle karşı karşıya kalıyoruz: her şey bir hiç uğruna oldu. Amacımız bu değildi ve önümüzdeki 100 yıl boyunca hayatta bile kalamayabiliriz. Evrenin dokusuna işlenmiş güven verici anlam kırıntıları için çırpındığımız her yerde, patlayan bir güneşin altında geleceğin okyanusları gibi buharlaştıklarını görmemize rağmen tutunduğumuz öylesine hikayelerle karşılaşıyoruz.
Bu nedenle nihilizmden sonra gelen şeyin hüzün olduğu cevabını vermek caziptir. Normların ve değerlerin aşkın doğası kavrulmuştur; rasyonelliğimizin önyargılarla, sistemik hatalarla dolu olduğu ve acı bir şekilde netleşmeye başladığı gibi, muhtemelen işlevsel bir yanılsama olduğu gösterilmiştir. Bugün bu kadar çok depresyon ve anksiyete görmemizin nedeni kısmen bu olabilir: Yıpratıcı gerçekle olan bu duygusal ilişkileri patolojilere dönüştürerek, inkar geri kalanımızın devam etmesine izin veriyor. Ancak sonrasında ne olduğunu sormak aynı zamanda şunu da sormak demektir: geriye ne kalır?
Nihilizm sonrası dünya kalabalıktır. Zombi sanrılarımızın ve mitolojilerimizin altında yatan şey sayısız duyumsal bedenlerdir. Ortaya çıkan şey, geniş bir ekolojik metabolizma ağı içinde var olan enerjik etkileşimlerdeki maddi varlıklardan oluşan bir dünyadır. Bedenler, transkorporeel (‘beden-ötesi’) olarak tasavvur edebileceğimiz bir şekilde birbirlerinin içinde, birbirlerine karşı, birbirleri boyunca ve birbirleri aracılığıyla itişip kakışırlar. Bu görüşte değerli olan şey, bilişlerimiz güvenilmez olsa da, efsane yaratma ile vurulsa da, yine de bedenlenmiş sapience’ımıza, diğer bedenlerin bir araya gelmesiyle yapılandırılmış ve koordine edilmiş bir dünyada pratik olarak meşgul olan bedenlerin bilgeliğine sahip olmamızdır.
Transkorporealite [beden-ötesi-gerçeklik] terimi feminist materyalist filozof Stacey Alaimo’dan alınmış olup, dünyanın nasıl olduğunu çerçevelememize yardımcı olmayı ve bize bir ontoloji sağlamayı amaçlamaktadır. Transkorporeel, tüm bedenleri birbirleriyle iç içe geçmiş olarak bir araya getirir; öyle ki ister insani ister insandışı, ister jeolojik ister makine, ister hayvansal ister bilgisel olsun, şeyler, akışlar, ilişkiler ve uyarımlar arasında bedenlenmiş temas olasılığı doğal bir durum olarak kalır. Gerçekliği ‘kendi içinde’ bilip bilemeyeceğimize dair felsefi soru artık bizi ilgilendirmiyor: maddi olarak ve sonuç olarak, fenomenal deneyimimiz ve bilişsel sistemlerimiz bu temasın hakkını asla veremese bile, her zaman zaten gerçekle bedensel temas halindeyiz.
Böyle bir dünyada bedenler statik nesneler olmaktan ziyade koreografisi yapılmış faaliyetlerdir ve her zaman birbirlerinin faaliyetlerine açıktırlar ve birbirlerinin faaliyetlerinden oluşurlar. Bedeniniz kısmen genlerin ve onların organik makine kodunun, doğal ve kentsel çevre baskılarına ve duyarlı bir pragmatik gerekliliğe, yabancı bakterilere, iklim koşullarına, güneşe ve hem mikroskobik hem de kozmik ölçekteki bir dizi başka bedene yanıt veren bir morfolojinin ifadesidir. Bunlar, senkronize olan ve uyumsuz hale gelen, nüfuz eden ve nüfuz edilen, sıcak ve soğuk tempoların, iletilerin, taleplerin ve ihtiyaçların kalabalık karmaşıklığına gömülü ve ondan çıkan ritmik kompozisyonlardır. Mekânlarda ve yaşam alanlarında oldukları kadar, mekânlar ve yaşam alanlarıdırlar da. Hepsinden önemlisi, bu onların plastik ve savunmasız oldukları anlamına gelir.
Öyleyse nihilizmden sonra, eşitsiz bir ekolojik etkiye sahip olsak bile, diğer tüm bedenlerle eşit bir şekilde katıldığımız, nihai olarak evcilleştirilemez bir vahşi doğa sunan canlı varlık ekolojilerinin bedenlenmiş farkındalıkları ve bunlara maruz kalmaları söz konusudur. Varoluşun vahşi doğasıyla başa çıkabilmek ve bu doğaylan başa çıkmak için anlamın kabristanını ve onun teolojik zorbalıklarını sonsuza dek terk etmeliyiz. Başa çıkan oluşlar olarak, post-nihilist praksisle meşgul olmak için şeyleştirmelerimizi geride bırakmalıyız: bu ritimlerin ve faaliyetlerin, bunların çoklu birleşmelerinin ve ayrışmalarının izini sürmenin ve diğer bedenlerin içinde, onlarla ve onlarla birlikte yaşama biçimimizin sorumluluğunu almanın ekolojik bilimi.
Böyle bir mutant pragmatizm aynı zamanda tüm özcülükleri, tüm büyülü düşünceleri terk edebilen ve dünyanın çıplak, gözenekli maddeselliğiyle ilgilenebilen savunmasız bedenlerin bedensel etiğini ve bedensel politiğini geliştirmenin pratikliğini de kabul eder. Tanrı’nın ölümü derin bir özgürleşmedir; bu hüzün geride bırakmamız gereken harap olmuş bir dünyanın yasıdır. Bizler Nietzsche’nin piçleriyiz.
Düşünce ve eylemi felç eden ‘ahir zamanda yaşamak’ üzerine çok fazla konuştuk. Post-nihilist praksis, nihilizmin hüznünü ve Felaket-öncesi ideolojik kesinliklerin miyop konforunu reddeder. R. Scott Bakker’ın “semantik kıyamet” olarak adlandırdığı kesinlik olasılığı koşullarının çöküşünü zaten yaşadık ve ekolojik çöküş çoktan başladı: bu anlamda zaten dünyanın sonundan sonra yaşıyoruz. Bu nedenle, ölmeyi reddeden, parçalanmakta olan bir dünyanın nasıl yeniden canlandırılacağına dair süregelen tartışmaların ortasında, harabeleri gözden geçirmeye başlıyoruz – çünkü ancak harabelerden yola çıkarak yeniden inşa edebiliriz.
* Bu, post-nihilist bir praksisin nelerden oluşabileceğine dair yalnızca bir taslaktır. Post-nihilist eğilim, üzerinde çalışılmış bir konum olmaktan ziyade bir bırakma noktası olarak kalmaktadır. Bu eğilimin varyasyonları üretilmeye devam etmektedir. (Örneğin, post-nihilist bir praksis ihtiyacını bağımsız bir şekilde somutlaştıran Out of the Woods Collective’in ‘Felaket Komünizmi‘nin taktik ve stratejileri üzerine tartışmalarına bakınız – bizim pozisyonumuzla benzerlik gösteren bir ekolojik politika. Ya da “ekolojik çöküş, maddi daralma ve sosyal ve politik çözülme çağına kültürel tepkiler” üzerine odaklanan Dark Mountain Projesi).

