
Deleuze ve Guattari’nin “akselerasyonizmi” rehabilite edilemeyecek kadar lekelendi. Bu fikir, 1990’ların sonlarında Warwick Üniversitesi Sibernetik Kültür Araştırma Birimi [CCRU] öğrencileri üzerinde karizmatik bir etkiye sahip olan Nick Land tarafından ortaya atılmıştır. Deleuze ve Guattari’nin devrimci bir atılım yapmak için kapitalist yersizyurtsuzlaşma “sürecinin akselere edilmesi” konusundaki ısrarından yola çıkan Land, bunun yerine meta sisteminin “kendi ‘açısal momentumunu’ kazanarak”, insan kültürel girdilerine büyük ölçüde kör olan kozmik ölçekli süreçlerden oluştuğu için müdahalelerden etkilenmeyen tek yönlü bir yol haline gelmesini önermektedir (Thirst for Annihilation, 80). Ona göre, sermayenin hızının akselerasyonunun tek bir olası sonucu vardır: “Merkezi, kişisel olmayan metropol birikiminin virtüel sıfırı olan bir çözülme kasırgası”, insan hayvanını “istikrarlı olan her şey fırtınada giderek tasfiye olurken yeni bir çıplaklığa” fırlatır (80). Bu pozisyonu ilk yazdığında, önemini açık uçlu bırakmış, ancak daha sonra “Karanlık Aydınlanma” adlı neo-reaksiyoner bir proje aracılığıyla paraya çevirmiştir. Land, projenin karanlık olduğunu çünkü bilişsel elitizm, ırkçı sosyal Darwinizm ve otokratik Avusturya ekonomisinin “korkutucu” bir karışımını hevesle benimsediğini açıklıyor. Solcuları, ırkçılık karşıtlığı, demokrasi ve eşitlik çağrıları bir tür otoriter teoloji olan “New England üniversitelerinin Şikayet Çalışmaları bölümlerinde” kurulan “Katedral” teologları olarak suçluyor.
Daha sonra Williams ve Srnicek’in ” #Accelerate Manifesto for an Accelerationist Politics” adlı çalışmasını yorumlayan Land, sermayenin yıkıcı güçleri hakkında olumlu konuşan solcuları neşeyle “koşullu akselerasyonistler” olarak suçluyor (“Annotated #Accelerate (#3)”). Onların kendi konumlarını ancak süreci yönlendirecek konumda olmayan boş bir ahlakçılık yoluyla kendi konumlarından ayırabileceklerini söylüyor. Land’in sözde Sol Akselerasyonizm’e yönelik eleştirisinde, geleneğe yönelik Maoist şüpheciliği ve üretici güçlere yönelik coşkuyu, yeni bir hegemonya için sosyal demokrat bir projeyi ya da “yeni rasyonalizm”e yönelik entelektüel bir misyonu destekledikleri ölçüde doğruluk payı olabilir – bunların hepsi kapitalizmin kendi geleceğini gerçekleştirmek için gerçek adımlar atmadan onun yıkıcı eğilimlerini hafifletmeye çalışır. Land iddiasını kanıtlamak için, “kapitalist vadeli işlem piyasalarında, aktüel olmayanın etkin bir para birimine sahip olduğunu”, bunun da onu “‘imgesel’ değil, sermayenin virtüel bedeninin ayrılmaz bir parçası” yaptığını, çünkü “geleceğin operasyonelleştirilmiş bir gerçekleşmesi” olduğunu, dolayısıyla “sermayenin giderek daha yoğun bir şekilde gerçekleşen bir geleceği varken, solcu düşmanlarının yalnızca açıkça taklit edilen bir geleceği olduğunu” savunuyor (“Annotated #Accelerate (#2b)”). O halde her iki akselerasyonizmin de sorunu, ikisinin de süreci yeterince ileri götürmemesi, yani tüm akselerasyonizmin koşullu olması, çünkü dışarıya teslim olmayı başaramamasıdır. Bu nedenle Land, bu dünyanın güçlerini, yani aklın mahkemesini, piyasanın otoritesini ve teknolojiye olan dini inancı savunmanın korkaklığını gizlemek için faşizmini bir atletizm olarak giydiriyor.
Gerçekten karanlık bir yol, bu dünyayı oluşturan her şeyin altını oyar. Deleuze ve Guattari’nin “süreci aksele etme” önerisi, R. D. Laing’in “gerçek Karanlık Çağımızda” (AO, 131) daha fazla delilik için klinik reçetesinden kaynaklanmaktadır. Delilerin “üzerlerine yıkılan yıkımı” normalliğin “yabancılaşmış başlangıç noktasına” karşı bir çözülme gücüne dönüştürmelerini destekler. Bu, “bir delik, bir göl, bir alev, bir kasırga, bir patlama tarafından delindiğinde” “kendi içine dönen” içeriden kopmak için yapılmış bir yöntemdir, böylece dışarısı sel gibi içeri girer (132). Böyle bir kırılma iki şekilde gerçekleşebilir: bir çöküş ya da bir atılım olabilir (239, 132).
En iyi “atılım” [breakthrough] “kaçmak için kaçmaktır” [making a break for it]. Deleuze, hapishaneden “evet, pekala kaçabilirim, ama kaçarken bir silah arıyorum” diye yazan Kara Panter George Jackson’ı tekrarlamayı sever (DI, 277). Bu ifade Jackson’ın San Quentin’deki gerçek hapsinden çok daha fazlası için geçerlidir; onun asıl istediği Amerikan kapitalist ırkçı tahakküm sisteminden özgürleşmekti ve son kaçış girişimi sırasında (bir benzin istasyonundan 70 dolar çaldığı için aldığı süresiz bir-yıldan-ömür-boyu hapis cezasının on birinci yılında) onu öldüren şey de buydu. Silahların gerekliliği açık olmalıdır. En korkunç göçebe savaş makinesi bile, operasyonlarını “barışı korumak” olarak adlandıran devlet tarafından gölgede bırakılır (“Toplum Savunulmalıdır” derslerinde ve sonrasında Foucault tarafından belgelendiği gibi). Beyaz üstünlükçü bir katliamın ardından yazdığım ve ırkçı polis şiddetine yönelik tepkinin nihayet genelleşmeye başladığı 2015 yılında bu şiddet yeniden anlam kazandı. Jackson devrimci bir kaçış hattının aktif kalması gerektiğini hatırlatıyor; devrim bir sistem-etkisi değildir, ancak “her yere sızan bir sistem” olarak kapitalizm “devrimci kaçış” için (dışarıdan komplocuları çekmek için sızılabilecek bir propaganda sistemi veya yıkıcı nesneleri kontrollü alanlara kaçırabilecek avukatlar sağlayan bir hukuk sistemi gibi) bir zemin oluşturur (DI, 270). Dahi gerilla Che böyle bir dansın, minuetin adımlarını yazmıştır: Gerillalar ilerleyen bir kolun etrafını sararak ve her biri kendi etraflarının sarılmasını önleyecek kadar uzakta olacak şekilde bir dizi “noktaya” ayrılarak başlar; gerilla noktalarından biri saldırıp düşmanı oyalarken bir çift eşleşir ve danslarına başlar, ardından geri çekilirler ve başka bir nokta saldırır – amaç yok etmek değil, yorgunluk noktasına kadar hareketsiz bırakmaktır (Guevara, Guerilla Warfare, 58-59).
Kaçışçılık [escapism], kaçışın en büyük ihanetçisidir. İlki basitçe “toplumsal olandan geri çekilmek” iken, ikincisi “(toplumsal olanı) yiyip bitirmeyi ve ona nüfuz etmeyi” öğrenir, her yerde “devrimci bir güç” olarak “keşfedilecek olanı patlatacak, düşmesi gerekeni düşürecek, kaçması gerekeni kaçırtacak” yükler kurar (AO, 341). Aynı ayrım iki otonomi modeli arasında da geçerlidir: geçici otonom bölgeler ve saldırgan opaklık bölgeleri. Geçici otonom bölgeler, savunucusu Hakim Bey’in tanımlama güçleri geldiğinde “arkasında boş bir kabuk bırakarak yok olduğunu” söylediği anlık karnavalesk enerji patlamalarıdır (Temporary Autonomous Zone, 100). Deleuze ve Guattari, ortodoks Marksistlerin aksine, toplumların (üretim tarzlarından ziyade) kaçış yollarını nasıl yönettiklerine göre tanımlandıklarını öne sürmektedir (TP, 435). Bu nedenle, geçici otonom bölgeler tarafından kurulan “psikotopolojik” mesafe, başka bir şeye açılmak için yeterince önemli bir kopuş yaratmaz ve böylece kaçışı kaçışçılığa dönüştürür. Tiqqun’un saldırgan opaklık bölgeleri, maksimum yoğunluğu tek bir ana sığdırmadan daha geniş bir sibernetik yönetişim ağına karşı çıktıkları için bir gelişmedir (Anonim, “De l’Hypothèse Cybernétique,” 334-38). Otonomistlerin ve anarşistlerin en militan gruplarının parlamenter siyasetle, emek ve sendikalarla ve haber medyasıyla her türlü ilişkiyi reddeden uzun geleneğinden öğrendikleri bir şey olan opaklık ilk ilkeleridir. Saldırgan yönelim ikinci ilkesidir, ancak The Internationale’in ünlü dizesiyle yumuşatılmıştır: “la crosse en l’air”, silahlarımızın dipçikleri havada tutulur: savaşı siperlere taşıyabileceğimizi, hatta iktidarı alabileceğimizi biliriz, ama yine de reddederiz. Tiqqun, Kara Panter Partisi ve Kızıl Ordu Fraksiyonu’na yönelik devlet suikastlarının ardındaki zorlu tarihi çok iyi biliyor, bu nedenle bir orduya dönüşmemek ya da tasfiye edilmemek için militarizasyona direnmeleri gerektiğini biliyorlar. Bu “stratejik geri çekilmenin” avantajı, özellikle komünizm niteliksel rehberi haline geldikçe, otonomidir. Komünizmi muhalif bir kendi kaderini tayin olarak ortaya koyarken, tüm sosyal kapma aygıtını karşıtı olarak alır – sunulan kaynaklar ne olursa olsun, sosyal olanla ilişki kurmaya yönelik her türlü cazibenin karşısında, paralel bir komünizm alanı tarafından karşılanacak bir talep ortaya çıkar.
Çeviri: Artun
Kaynak

