Çevirgen: Fi$eQ_iß0CU
ŞizoQueer Vol. 2 Çevirisi.

Heteroseksüellik kimsenin kişisel problemi değildir.
“Heteroseksüellik beni her zaman utandırır” diye itiraf eder Maggie Nelson, bir zamanlar kadınlar ve kuirler arasında o kadar popüler olan Argonautlar adlı kitabında. Eserin bendeki ilk kopyası 2016 yılında bir maskülen lezbiyen barında çantamdan çalınmıştı. Nelson’ın itirafı, heteroseksüelliğin suçlanması bir tür meme haline geldiği günümüzün durumunu çok iyi yansıtıyor. Ancak, yüksek lisans öğrencileri için düzenlenen cinsellik çalışmaları atölyesi sırasında Skype üzerinden yaptığımız görüşmede ona bu konuyu sormuştum ve kendisi bu sözlerini geri almıştı. Nelson, heteroseksüellikten genel olarak utanmadığını, sadece kendi heteroseksüelliğinden, hayatında cis erkeklere romantik ilgi duyduğu veya bu ilgiden acı çektiği anlardan utandığını söyledi.
O dönemde bu uyarı bana hem gereksiz yere savunmacı hem de samimiyetsiz gelmişti. Kuir teoriyi en iyi bilen kişilerden biri olan Nelson, kendi heteroseksüel deneyiminin ancak heteroseksüelliğin diğer (daha az utanç verici?) yakınlık ve bağlılık biçimlerinden kültürel olarak ayrılması yoluyla görünür hale geldiğinin farkındadır. Kendi heteroseksüel deneyimini heteroseksüellik kurumu içerisinden ayırmak mantıklı değildir—eğer birinden utanıyorsanız, diğerinden de zorunlu olarak utanıyorsunuz demektir. Heteroseksüellik kimsenin kişisel problemi değildir.
Şimdi fark ediyorum ki, Nelson’ın bu uyarısı, heteropesimizmin tipik bir örneğini oluşturuyor: köklü bir tarihsel geçmişe sahip olan ve özellikle günümüzde yoğun biçimde hissedilen bir duygulanım biçimi. Heteropesimizm, heteroseksüellikten edimsel olarak mesafe alma eğilimidir; bu da genellikle heteroseksüel deneyime yönelik pişmanlık, utanç ya da umutsuzluk ifadeleriyle kendini gösterir. Heteropesimizm, çoğunlukla sorunun kaynağı olarak erkekliğe odaklanır. Söz konusu mesafe almanın “edimsel” oluşu, bu duyguların samimiyetsiz olduğu anlamına gelmez; daha çok, bu tür beyanların nadiren heteroseksüellikten fiilen kopuşla sonuçlandığını ima eder. Elbette, bazı heteropesimistler bu eleştirel konumlarını pratiğe döker, örneğin cinsel ve duygusal bekârlığı tercih eder ya da artık marjinalleşmiş bir siyasi strateji olarak görülen politik lezbiyenliğe yönelirler, fakat çoğu, heteroseksüelliği yapısal olarak problemli ve onarılamaz görmesine rağmen, bu yönelimi sürdürür. Heteropesimizmin en uç örneklerinden biri olan “incel” erkekler bile, bu durumun gönüllü değil, zorunlu bir koşul olduğunu vurgularlar.
Sosyal medya, edimsel kimlik reddinin temel mecralarından biri olarak heteropesimizmin gelişip serpilmesine elverişli bir alan sunar. Yakın dönemde çevrimiçi heteropesimizmin yoğun biçimde görünürlük kazandığı anlardan biri, Boston’da düzenlenen Heteroseksüel Onur yürüyüşüyle tetiklendi (tıpkı sağ eğilimli dijital kültürün diğer örneklerinde olduğu gibi, bu etkinlik de birçok kişinin düşündüğünden daha önemsiz fakat aynı zamanda çok daha tehditkâr nitelikler taşıyordu). Boston Belediyesi, organizatörlere etkinlik için izin vermekle birlikte, yeni tasarlanan Heteroseksüel Onur bayrağını dalgalandırma taleplerini reddetti—ve sosyal medya kullanıcılarının da fark ettiği gibi, bu bayrak siyah-beyaz çizgileriyle bir hapishane üniformasını çağrıştırıyordu.
“Heteroseksüellik bir hapishanedir!” sloganı, heteropesimizmin temel mottolarından birini yüksek sesle dillendiren kolektif bir söyleme dönüştü. Heteroseksüel Onur yürüyüşünü ve bayrağını alaya alma fırsatını değerlendirenlerin önemli bir kısmı kuirdi; fakat dikkat çekici sayıda heteroseksüel birey de bu söyleme dahil oldu. “Heteroseksüellik bir hapishanedir” ifadesiyle yapılan hızlı bir Twitter araması, bu sözün en az kuir bireylerin “iyi ki eşcinsel doğmuşum” diyerek şanslarına şükrettikleri paylaşımlar kadar, heteroseksüel deneyimin içinden yükselen yakınmalarla da ilişkilendirildiğini gösterir.
Heteroseksüel Onur yürüyüşü ile karşı karşıya kalan birçok kişi, kendilerinin “o türden” bir heteroseksüel olmadığını vurgulamakta, hatta heteroseksüel olmaktan utandıklarını belirtmekte ve —abartmak istemeseler de— heteroseksüelliği kendi rızaları dışında kapatıldıkları bir hapishane olarak gördüklerini ifade etmektedir. (Hapishane metaforunun bu denli yaygın oluşu, bir yandan hapishane karşıtı [abolisyonist/ilgacı] siyasetin ana akımlaştığına dair umut verici bir işaret olarak yorumlanabilirken, diğer yandan hapsedilme deneyiminin popüler tahayyülde ne kadar kolay sıradanlaştırıldığını gösteren kaygı verici bir örnek olarak da değerlendirilebilir.) Bu tür inkâr ve mesafe koyma pratikleri, beyaz bireylerin “beyazlar olur gibi” tarzında şaka yapmalarına benzer; bu bağlantı, Heteroseksüel Onur ile beyaz üstünlükçü örgütlenmeler arasındaki rahatsız edici yakınlık düşünüldüğünde daha da anlam kazanır. Ne var ki, beyazlıktan ya da heteroseksüellikten edimsel bir mesafe aracılığıyla arınma girişimi ilk bakışta ilerici bir jest gibi görünse de, çoğu durumda bu pratikler yalnızca sorumluluktan feragat etmenin bir yoludur. Eğer heteropesimizm bireysel bir aklanma amacına hizmet ediyorsa, aynı zamanda adalet olamaz.
Heteroseksüellikten edimsel olarak kopuş, özellikle kadınlar için cazip bir stratejidir; bu durumun nedeni ise heteropesimizmin memetik öncüllerinden biri olan “aşırı bağlı kız arkadaş” figüründe özetlenir. Bu erken dönem internet capsi, gerçek bir davranışı betimlemekten çok, serbest ve bağlanmaktan kaçınan erkeklerin kendilerini tanımlarken karşısına koydukları, bunaltıcı derecede kendini adamış partnerin tuhaf ve abartılı bir erkek fantezisidir. İlginçtir ki bu caps, ilk olarak Justin Bieber’ın 2012 tarihli “Boyfriend” adlı şarkısına yapılan bir parodi videosundan türemiştir. Şarkı, artık neredeyse ikonikleşmiş olan romantik tehdit ile başlar: “Eğer sevgilin olsaydım, seni asla bırakmazdım.” Heteronormatif kültürde oldukça sık görüldüğü üzere, takıntılı kıskançlık gibi olumsuz bir özellik—ki bu gerçek hayatta erkeklerin kadınlara yönelik ev içi şiddetinin en yaygın gerekçelerinden biridir—kadınlara özgüymüş gibi yeniden paketlenip sunulur. Eğer “aşırı bağlı kız arkadaş” (ABKA) erkeklerin heteropesimizminin bir tezahürü idiyse, kadınların buna cevabı kendilerini erkeklere ve genel olarak heteroseksüelliğe karşı gösterişli ve kesin bir kopuşla tanımlamak oldu. ABKA figürünün ardından, bu bağsızlık hâlini öne çıkaran sayısız meme türedi ve kısa sürede kadınların heteropesimist ifadesinin kurucu bir biçimine dönüştü.
Bu anlamda, heteropesimizm, Lee Edelman’ın ifadesini ödünç alacak olursak, bir “anestetik duygu”dur: “aşırı yoğun duygulanımdan korunmayı amaçlayan ve kopuşu da içine alabilecek bir bağlanma biçimidir.” Heteropesimizmin bu anestetik etkisi özellikle baştan çıkarıcıdır; çünkü kadınları heteronormatif kültürün bizi utanılacak şeyler olarak kodladığı iki temel özellikten —aşırı bağlanma ve yoğun duygulanım— ayırır. Heteropesimist duyguların büyük ölçüde mizah biçiminde ifade edilmesi de Henri Bergson’un, mizahın “kalbin geçici bir şekilde uyuşturulması” olduğuna dair görüşüyle örtüşür. Ancak heteropesimizm, klasik komediden farklı olarak, katartik değildir. Yapısı beklentiye dayanır; heteroseksüel kültürün her yerde hissedilen tiksintisine ve gündelik romantik acının keskin düşüşüne karşı kalbi önceden uyuşturacak şekilde tasarlanmıştır.
Örneğin, Brett Kavanaugh’ın yargılama süreci etrafında dönen medya fırtınası sırasında komedyen Solomon Georgio (23 binden fazla retweet ve 142 bini aşkın beğeniyle) şöyle tweet atmıştır: “Bugün bize şunu hatırlatıyor: Eğer eşcinsellik bir tercih olsaydı, geriye sadece 2, belki 3 heteroseksüel kadın kalırdı bugün.” diye twitliyor. Başladığı kelimeye geri dönerek sona eren bu cümle, heteropesimizmin içinde barındırdığı evrensellik ile tikellik arasındaki bulanıklığı açığa çıkarır. Kavanaugh, zaten önceden var olan bir “gerçeğin”—hiçbir kadının isteyerek heteroseksüel olmayı seçmeyeceği—bir hatırlatıcısı olarak işlev görür; ancak aynı zamanda bu gerçeklik, “bugün” ile yani içinde bulunulan anın kendine özgü dehşetiyle üretilmiş gibi sunulmaktadır.
Çevrimiçi altkültürlerin çoğunda olduğu gibi, heteropesimizm de piyasa ile çelişkili bir ilişki içinde konumlanır. Çoğunlukla anti-kapitalist bir duruş olarak çerçevelense de, heteropesimizm evlilik temelli tüketime ve mülk edinimine dayalı “iyi yaşam” idealine yönelik bir reddiye olarak okunabilir—ki bu yaşam tarzı bir zamanlar kapitalizmin normatif olarak dayattığı bir modeldi. Ancak bu “iyi yaşam”, zaten ezilen ya da marjinalleştirilmiş topluluklardan sürekli esirgenmişti; günümüzde ise neredeyse herkes için erişilmez hâle gelmiş durumda. Geçmişte birincil tüketici birimi olarak işlev gören çift yapısı çökmüş—ya da daha doğrusu—yerini yeni bir ikiliğe bırakmıştır: bireysel tüketici ve onun cep telefonu. Büyük çaplı “hookup” uygulamalarının asıl amacının insanları bekar tutmak olduğu artık neredeyse sıradan bir bilgi. Tinder, ilk marka kampanyasında bu gerçeği şaşırtıcı derecede açık biçimde dile getirmiştir: Kampanyada, enerjik ve tasasız görünen sarışın bir kadın yer almakta ve yanında şu slogan yazmaktadır: “Bekâr ne isterse onu yapar.” Bekâr kal, istemeye devam et—ve arzunun verileri, üst üste yığılan altın katmanları gibi biriksin.
Heteropesimizm, yalnızca heteroseksüel çift formunun çekiciliğini azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda heteroseksüelliğe duyulan memnuniyetsizliği evrensel bir duygu olarak pazarlarken dahi bireysellik düzeyinde işlemeye devam ettiği için, bu bireyselleştirici dönüşü teşvik etmiştir. Heteroseksüel kültürün yapısal koşullarını kolektif biçimde dönüştürmek, heteropesimizmin alanına girmez. Bu anlamda heteropesimizm, kültürel olarak viral bir caps şeklinde kitlesel dolaşıma sokulsa da, heteroseksüelliğin özelleştirici işlevini pekiştirir. Heteropesimist bir çerçevede, kadınlar kendilerini acımasız flört “pazarı” içinde birbiriyle rekabet eder konumda görmeyebilir; ancak heteroseksüellik sorununu kişisel bir mesele olarak içselleştirdiklerinde, dayanışma ihtimali en baştan dışlanmış olur.
Bu, son derece yakıcı bir sorundur. #MeToo gibi toplumsal hareketler ya da Güney Afrika’da yakın-partner şiddetine karşı yürütülen #MenAreTrash protestosu, heteroseksüel kültürün ne denli acil biçimde dönüştürülmesi gerektiğini korkutucu bir açıklıkla ortaya koymaktadır. Heteropesimizm bu devrimin başlangıç noktası gibi görünebilir; ancak gerçekte, anestezik etkisi bu hareketlerin ivmesini duraklatan ironik bir etki yaratmıştır. Eğer “heteroseksüellik” mizojininin kısa ifadesi hâline gelirse, eleştirinin doğru hedefi gözden kaybolur. Heteroseksüellikten sürekli ve baştan hayal kırıklığına uğramış olmak, heteroseksüel kültürü daha iyiye dönüştürme olasılığını peşinen reddetmek anlamına gelir. Bu elbette, dünyayı tarih-ötesi bir yapısal kuvvet olarak siyahi-karşıtlığının belirlediğini savunan düşünsel bir yönelim olan Afropesimizme sıkça yöneltilen eleştiriyle benzeşmektedir. Hem Afro- hem de heteropesimizm, değiştirilemezlik algısına verilen tepkilerdir; ancak bu benzerlik, büyük ölçüde biçimsel düzeyde kalır. Heteropesimizmin içerdiği pesimizm, Afropesimizmde olduğundan çok daha doğrudan, (her iki anlamda da) çok daha temel bir pesimistlik biçimidir. Kısmen bu nedenle, heteropesimizm toplumsal dönüşüm ihtimaline çok daha açık biçimde ket vurur.
Afropesimistlerin aksine, heteropesimistler kurtarılamaz olarak tanımladıkları şeyden bizzat sorumludurlar ve bu sorumluluk, ne kadar arzu edilirse edilsin, basit bir inkâr yoluyla ortadan kaldırılamaz. Heteropesimizmin belirli bir damarında, heteroseksüelliğin işlevsizlik halinin tüm sorumluluğu erkeklere yüklenir; bu da özellikle genç kadınların—özellikle beyaz kadınların, kendi zalimliklerini ve güçlerini inkâr etmeyi öğrendikleri sayısız yoldan biri hâline gelmiştir. Benim gibi pek çok lezbiyen, sarhoş heteroseksüel kadınların yönelimlerinden yakınarak “eşcinsel olmak çok daha kolay olurdu” diye yakındıkları sahnelerde kendini sayısız kez bulmuştur, yaklaşık 100.000 kez diyebilirim. Elbette, muhtemelen gerçekten de öyle olurdu! “Erkekler çöp” ifadesini şahsen çürütmeye yönelik özel bir ilgim yok. Ancak bir kadının eşcinsel olmayı dilediğini dile getirmesi, aslında hâlâ heteroseksüelliğe bağlı kalmayı tercih ettiğini—her şeye rağmen heteroseksüel kalmaya devam eden (sayıları 2 ya da 3’ten biraz fazla olan) kadınlardan biri olmayı seçtiğini—göz ardı ettiği anlamına gelir.
Heteropesimist olanlar yalnızca kadınlar değildir. İncellerin öfkeli öfkesi ya da evli erkeklerin “ayağıma dolanan pranga” şeklindeki yakınmaları, erkeklerin de heteropesimizme katıldığını açıkça gösterir—her ne kadar diğer tüm duygulanımlar gibi bu hissi ifade etmeleri toplumsal olarak teşvik edilmese de. Ancak açık olmak gerekir: Erkeklerin heteropesimist iddiaları, etik ya da mantıksal açıdan kadınlarınkilerle eşdeğer değildir. Aksine, bu ifadeler feminist şikâyetin bir tür eğilip bükülmüş, lunaparklarda biçimi bozan aynalardan yansımasıdır. Bu çarpıtmanın en çarpıcı örneklerinden biri Facebook’ta görülür: Erkek hakları savunucularının çabaları sonucunda platform yöneticileri “erkekler çöp” ifadesini nefret söylemi olarak sınıflandırmış ve bu ifadeyi kullananların hesaplarını askıya almıştır. (Öte yandan, kullanıcılar hiçbir yaptırımla karşılaşmadan “kadınlar çöp” yazmaya devam edebilmektedir.)
Heteropesimizm, erkeklerin hem toplumsal cinsiyet eşitliği taleplerini hem de gündelik romantik incinme deneyimlerini küresel bir kadın komplosunun kanıtı olarak yorumladıkları bir çerçeve hâline gelmiştir. En yaygın erkek heteropesimist capslerinden biri, #MeToo ikliminin flört etmeyi erkekler için “fazlasıyla tehlikeli” hâle getirdiğini öne sürer. Heteropesimizme o denli bağlı olan en fanatik erkek heteropesimistler—ki bu bağlılıkları yüzünden diğer erkek-üstünlükçü gruplar tarafından alaya alınmaktadırlar—“Kendi Yolundan Giden Erkekler” [Men Going Their Own Way: MGTOW] isimli hareketin altında birleşir. MGTOW savunucuları, kadınların kurnaz, asalak ve özünde kötü olduklarını; heteroseksüelliğin kadınlara bütünüyle fayda sağlarken erkekler için ciddi tehlikeler barındırdığını iddia eder. Bu görüşe göre tek çözüm, erkeklerin evlilikten, üremeden ve (bazı versiyonlarda) flört, cinsellik ve hatta mastürbasyondan dahi uzak durmalarıdır.
Ortaya çıkan şey, tuhaf bir feminizm parodisidir. Heteroseksüel ilişkilerin yerine, MGTOW hareketi, üyelerini romantik travmalardan koruyup iyileştirecek homososyal öz bakım toplulukları kurmaya teşvik eder; bu da kalbin uzun süreli bir anestezi hâlinde tutulmasını amaçlar. Hareketin büyük ölçüde internet üzerinden örgütlenmesi, gerçek hayatta ne ölçüde etkili olduğunu belirlemeyi güçleştirir. Üyeleri yoğun bir biçimde caps üretir ve çevrimiçi forumlar, bilinç yükseltme alanı olarak tercih ettikleri mecralardır. Ancak MGTOW gerçek dünyada etkin bir güç hâline gelse dahi, kendilerini gönüllü olarak tecrit etmeleri, onları erkek heteropesimizminin en az tehlikeli aktörleri konumuna getirir. Çok daha kaygı verici olanlar, çağdaş kültürün kadınlara sahip olma “haklarını” ellerinden aldığına inanan ve bu inançla harekete geçenlerdir. 2019 yılında Duke Feminist Kuram Atölyesi’nde verdiği bir konuşmada Lauren Berlant, heteropesimizmi günümüzün sosyal iktidar dinamiklerindeki tektonik kaymaların bir ürünü olarak tanımlamıştır: “Bugün içinde yaşadığımız dünyada, ayrıcalık çözülmeye başladığında tekmeleyerek ve çığlık atarak dağılır; insanlar birlikte olmanın yollarına dair güvenlerini kaybeder, birbirlerini nasıl okuyacaklarını bilemez hâle gelir ve kendi arzularına dair bile yetersizleşirler… inceller, beyinceller ve birçok yeni cinsellik karşıtı feminist bu duruma örnek teşkil eder.” Şu ana dek, heteroseksüelliğe yönelik feminist ve anti-feminist eleştirilerin kesiştiği noktayı bu denli açık biçimde tanıyan başka bir ifade ile karşılaşmadım.
Böylesi bir kuramsal boşluk şaşırtıcı değildir. Heteroseksüellik, uzun süredir ihmal edilmiş bir inceleme nesnesi olagelmiştir; cinsellik çalışmaları alanı ortaya çıkar çıkmaz, daha “çekici” ve “havalı” olan kuir kuram projesi tarafından arka plana itilmiştir. Kuir kuramcılar, heteroseksüelliğe arkalarından, minnetle terk ettikleri bir şey olarak tepeden bakarlar. Bunu yaparken, hâlâ heteroseksüelliğin idealize edilmiş bir yaşam biçimi olarak geniş kabul gördüğü bir tarihsel ana anakronik bir şekilde bağlı kalırlar. Toplumsal cinsiyet sosyoloğu Jane Ward’ın keskin analizlerle dolu Not Gay: Sex Between Straight White Men [Gay Değil: Heteroseksüel Beyaz Erkekler Arasında Seks] adlı çalışmasında, heteroseksüel kişileri tanımlamak için yöneldikleri cinsel eylemlerden değil, “heteroseksüel kültürden keyif alıyor olmalarından” hareket etmeyi tercih etmesi buna örnektir. Ward bunu şöyle özetler: “Basitçe ifade etmek gerekirse, cinsel açıdan ‘normal’ olmak onlara uygundur. Bu iyi hissettirir; ev gibi gelir.” Ancak heteropesimizm ihtimalini bile hesaba katmayan bu keyif kaçırıcı heteroseksüellik yorumu, içinde bulunduğumuz mevcut gerçeklikten oldukça uzaktır.
Yakında gelecek olan kuir dünyasının baş döndürücü olasılıklarıyla karşılaştırıldığında, heteroseksüellik dayanılmaz derecede donuk ve öngörülebilir görünür (Skepta’nın yakın tarihli bir heteropesimist marşında dile getirdiği gibi, “hep aynı hikâye”). Nitekim, feminizmin heteroseksüelliğe dair kuramsallaştırmasının neredeyse tamamen sönümlenmesinden hemen önce, Cinsiyet Belası öncesi bir dönemde Judith Butler şöyle yazmıştı: “Tam da başarısızlığa mahkûm olduğu ve yine de başarılı olmaya çalıştığı için, heteroseksüel kimlik projesi kendini sonsuz bir tekrar döngüsüne sürükler.”
Olduğu yerde debelenen, durmaksızın kendini tekrar eden, hiçbir yere varmayan bir yapı—hem heteropesimistler hem de kuir kuramcılar, heteroseksüelliğin kalıcı yazgısının bu olduğuna inanıyor. Bence yanılıyorlar; heteroseksüel kültürün değişmekte olduğuna dair işaretler var. Ama diyelim ki yok, yine de değişebileceğine inanmak zorundayız, çünkü şu anda her yıl on binlerce kadın bu düzen içinde öldürülüyor—kocaları, sevgilileri ya da eski partnerleri tarafından. (Neredeyse tüm toplu silahlı saldırı tetikçilerinin saldırganların ev içi şiddet geçmişine sahip olması, heteroseksüelliğin aslında herhangi bir cinsiyetten kişiye—bir sinema salonunda, okulda, ofiste ya da alışveriş merkezinde bulunan herhangi birine—ölümcül bir tehdit oluşturduğunu açıkça ortaya koyuyor.) Evet, evrensel kuirlik ve toplumsal cinsiyetin ilgası belki de sonunda yöneldiğimiz ufuktur—peki ya o vakte kadar ne olacak?
Özellikle kadınlar açısından heteroseksüelliği radikal biçimde dönüştürmenin başlangıcı, heteroseksüelliğin tam olarak hangi yönlerinin gerçekten çekici olduğuna dair dürüst anlatılarla mümkün olabilir—mahalle alevler içinde, ancak kurtarmaya değer bir şey var mı? Heteropesimizm bu tür anlatıların önünü bütünüyle kapatır; bu nedenle, bu anlatıların, heteropesimist bir söylemi—yalnızca anlık da olsa—aşan sohbetlerden ve anlatılardan türetilmesi gerekir.
Bu tür sohbetlerden biri, yazar Harron Walker’ın Why Do I Like Men? [Neden Erkeklerden Hoşlanıyorum?] adlı podcastinde yer alır. Birinci bölümde, konuk Larissa Pham, Heteroseksüel Onur yürüyüşünü alaya alanları yankılar: “Heteroseksüellik bir hapishane… heteroseksüellik berbat bir şey.” Pham, heteroseksüelliği sapkın ve mazoşist bir arzu biçimi olarak konumlandırır; Walker’a erkeklerden hoşlandığını söyler çünkü “neyin iyi olduğunu bilmiyorsun… ve seni yok eden şeye çekiliyorsun.” Daha sonra Pham, tanıdık bir imaya geri döner: Hiçbir kadının heteroseksüelliği isteyerek seçmeyeceği düşüncesine: “Çekimi seçebileceğini sanmıyorum.”
Yine de sohbet ilerledikçe Pham, erkekleri neden arzulanabilir bulduğuna dair bazı gerekçeler öne sürer: “güçlü kollar,” “penis” ve “erkeklerin kokusu… yani… çoğu erkeğin.” Sonraki bölümlerde, diğer konuklar da erkeklerin çekiciliğine dair kendi fikirlerini paylaşırlar. Theda Hammel, kadınların erkeklere yönelmesinin nedenlerinden birinin, bir erkeğe yakın olmanın onaylayıcı bir his yaratması olduğunu öne sürer: “Bir kadının erkekleri sevmesinin—ya da belki özellikle bir trans kadının erkekleri sevmesinin—sebebi erkeklerin çok sevilir insanlar olmasından değil… onlardan farklı olmaları sayesinde, sende sevdiğin nitelikleri açığa çıkarmalarıdır.” Her ne kadar açık gibi görünseler de bu gözlemler nadiren dile getirilir. Bu sözlerin bu denli doğrudan ifade edilmesi, heteropesimizmin kadın arzularının dile gelmesini nasıl bastırdığını gözler önüne serer.
“neden erkeklerden hoşlanıyorum?” sorusu yarı şaka niteliğindedir—her bölümün başında soruyu dile getirirken Walker’ın sesindeki alaycı gülümsemeyi duymak mümkündür—ancak bu, aynı zamanda içten bir sorgulamadır. Podcast’e ismini veren bu soruyu tekrar tekrar sorarak Walker, heteropesimist anestezinin içinden geçer ve kendi kırılganlığını yeniden hissedilir kılar. Bu bağlamda, heteroseksüellik nihai bir hüküm değil; deneyim ve dönüşüm için olası bir alan haline gelir.
Uzun süredir heteroseksüelliğin norm haline gelmesi, onun durmaksızın tekrar edilmesine olanak tanıdı; bu tekrar, köklü bir dönüşümden neredeyse bütünüyle muaf kaldı. Günümüzde ise, heteropesimizm, heteroseksüelliğin dönüşmekte olduğu gerçeğini hem görünmez kılabilir hem de bu dönüşümün bizzat nedeni olabilir. Eleştiriye tabi tutulan nesnenin sabit olmaması durumunda, heteropesimizm mantığı çökmeye başlar. Tuhaf bir biçimde, bu durum heteroseksüelliğin sürekliliğine yönelik yeni bir yatırımın ortaya çıkmasına neden olmuştur—bu yatırım, olumsuz duygular biçiminde gizlenmiş olsa da, heteroseksüelliğin artık klişeleşmiş niteliklerinin yeniden yazımını beraberinde getirir. Bu çerçevede, heteropesimizm, toksik, sıkıcı ya da kırık olarak içtenlikle mahkûm ettiğimiz şeylerin sürekliliğine gizli bir şekilde nasıl bağlı kalabileceğimize dair önemli bir içgörü sunar. Hayal kırıklığı olasılığıyla karşı karşıya kalındığında, duygusal anestezi bir tür merhem gibi hissedilebilir.

