Kapitalizm, Aile ve Anüs – Bædan

Şizoqueer vol2 çevirisi.
Kaynak: Bædan: Journal of Queer Nihilism

“Kapitalizm, Aile ve Anüs”, Hocquenghem’in İngilizceye çevrilen en geniş hacimli eseri olan Homosexual Desire‘ın [Homoseksüel Arzu] ilk bölümüdür. Bu bölümde Hocquenghem, kapitalizmin temel yapılarına dair bir teoriyi, bu yapıları ortadan kaldırabilecek bir kuirlik teorisine önsöz olarak ortaya koymaktadır. Hocquenghem’in kapitalizm teorisi büyük ölçüde çağdaşları Gilles Deleuze ve Felix Guattari’nin Anti-Ödipüs adlı eseriyle bağlantılıdır. Onların çalışmalarını detaylandırarak, kapitalist toplumun tamamının ailenin özgül ilişkisi, yani Ödipal ilişki aracılığıyla yeniden üretildiğini savunur. Bu kavram, sermayenin kendi saltanatına içkin olan temel parçalanmaya nasıl yanıt vermesi gerektiğini tanımlamak için kullanılır. Birikim süreci bedenleri ve yaşamları, onlara anlam kazandıran ve kendilerini sürdürebilmelerini sağlayan bağlamlardan koparırken, ailenin Ödipal ilişkisi bu çözülmenin kaosunu yakalama ve insan yaşamlarını yeniden üretim şemasına göre yeniden yönlendirme işlevi görür:

Dolayısıyla aile, toplumsal kontrolün yeniden konumlandırıldığı ve toplumsal örgütlenme biçimlerinin yeniden üretilebildiği, yapay olarak yeniden-yerliyurtlulaştırılmış bir birim olarak inşa edilir. Örneğin baba ailevi bir despot, anne ise toprak ve ülke için bir imge haline gelir. Dolayısıyla, psikanalizin Ödipal aile birimi içinde incelediği özelleştirilmiş birey, toplumsal işlevi kapitalizm altında sosyal hayata musallat olan düzensizliği yakalamak ve kontrol etmek olan yapay bir yapıdır.

Aileden savunması istenen sembolik düzeni daha önce uzun uzadıya inceledik, ancak ailenin toplumsal düzenin temel yapı taşı olarak işlev görmesi için yaratılmış kapitalist bir form olduğunu belirtmekte fayda vardır. Disiplin, iş etiği, görev, hukuk, ahlak, cinsiyet ayrımı, cinsellik ve elbette gelecek, aile matrixinin işleyişi aracılığıyla çocukların bedenlerine kazınır. Hocquenghem’den alınan aşağıdaki alıntıda Edelman’ın aile ve üreme fütürizmi arasındaki içsel bağa ilişkin tüm argümanının tohumlarını görüyoruz:

Önceki çocuk da baba olarak Ödipüs kompleksini bir uygarlık meşalesi gibi kendi torunlarına aktarır ve İnsanlığın büyük soyunda yerini alır. Ödipüs kompleksinin —üretilmesine değil— yeniden üretilmesine duyulan mutlak ihtiyaç, baba imgesiyle çocuklukta yaşanan çatışmaların neden sonunda oğlun babasının yerine geçip yeni bir aile kurmasıyla çözüldüğünü açıklar: Nitekim toplumun tüm ilerleyişi birbirini izleyen kuşaklar arasındaki karşıtlığa dayanır.

Hocquenghem’i takip ederek, uygarlığın ve onun içeriği olan sınıflı toplumun, gelecek nesillere kendi değerlerini aşılamak için tamamen aile biriminin ardışık yeniden üretimine dayandığını ileri sürüyoruz. Sosyal düzen her çocuğun bedeninde yeniden doğar ve sonsuz bir ileriye doğru hareket halinde ebeveynlerden yavrularına aktarılır. Edelman’ın bu ailesel fanteziyi terörize etmesi gereken homoseksüellik figürüne ilişkin argümanlarının atıfta bulunulmamış kaynağını da burada bulabiliriz:

Homoseksüel nevroz, homoseksüel arzunun Ödipal yeniden üretim için oluşturduğu tehdide karşı bir tepkidir. Homoseksüel arzu… aileye musallat olan terördür çünkü kendini yeniden üretmeden üretir. Bu nedenle her homoseksüel kendisini türün sonu olarak görmelidir; kendisinin sorumlu olmadığı ve kendisinde durması gereken bir sürecin sona ermesi olarak…. Homoseksüel yalnızca bir dejenere olabilir, çünkü üretmez — o yalnızca bir türün sanatsal sonudur… Homoseksüellik, tamamen geçmişe doğru çekilip gerileyen bir nevroz olarak görülür; Homoseksüel, her erkek birey için belirlenmiş olan bir yetişkin ve baba olarak geleceğiyle yüzleşmekten acizdir.

Bu terör, Edelman’ın anti-kuir paranoyanın dayandığı fantezi olarak tanımladığı şeyin temelidir; kuir cinselliğe içsel olarak bağlı olan bu korku ve arzu kompleksi, bedenlerin çocuk üretmeyen ve toplumsal düzenin küçük bedeni aracılığıyla yeniden üretilmesiyle ilgilenmeyen cinsel ilişki yolları bulabileceğidir. Hocquenghem’e göre homoseksüellik tutarlı bir kimlik ya da topluluk değil, Ailenin toplumsal formuna düzgün bir şekilde sığmayan tüm polimorf ve kuir arzuları yakalamak için yaratılmış bir sosyal kategoridir. Kuirlik, kapitalist toplumsal düzene musallat olan tüm adlandırılamaz kabuslar için her şeyi kapsayan bir fantezi haline gelir.

Hocquenghem, her şeye, hatta sınıflandırılamayanlara bile bir sosyal statü ve tanım atfetme işlevi gören, giderek artan bir toplum emperyalizminden söz etmektedir. Böylece toplumsal ilişkilerin çekirdeğinde yatan yıkıcı ve polimorfik arzular, herhangi bir bedeni baştan çıkarabilecek ya da büyüleyebilecek bir kapasite olmaktan ziyade belirli bir kimliğe hapsedilmektedir:

Kapitalizm, Ödipalizasyonu zorunlu olarak kullanarak tıpkı proleterleri ürettiği gibi eşcinseller de üretir ve üretilen şey psikolojik olarak baskılayıcı bir kategoridir…. Bunlar sapkın bir yeniden-yerliyurtlulaşma, düzensizliğe ve kodçözümüne meyilli bir dünyada sosyal kontrolü yeniden kazanmak için büyük bir çaba anlamına gelir.

Homoseksüelliğin sembolize etmeye çağrıldığı bu düzensizlik, Ödipal yeniden üretimin başına bela olandan daha derindir. Hocquenghem, kapitalist birim olarak Ailenin ötesinde, bireyin sermaye ve ailenin öznesi olarak inşa edildiği özgül yolu da tanımlar. Hocquenghem’e göre birey, doğası gereği anüsün özelleştirilmesi olarak tanımladığı şeyin içinde yer alır. Anüsü, etrafında bireyselleşmiş öznelliğin oluşması gereken her bedenin gizli, utanç verici, iğrenç parçası olarak tanımlar. İnsan bireylerini birbirinden ayıran gerçek bedensel eşiği işaret eder.

Freud anal aşamayı kişinin oluşum aşaması olarak görür. Anüsün hiçbir sosyal arzulayan işlevi kalmamıştır, çünkü tüm işlevleri dışkısal hale gelmiştir: yani başlıca özeldir. Kapitalist kodçözümü eylemine bireyin yapısı eşlik eder: Dolaşım için özel mülkiyete sahip olması gereken para, anüs bireyin en özel parçası olduğu ölçüde, gerçekten de anüsle bağlantılıdır. Özel, bireysel, uygun kişinin yapısı anüstür; kamusal kişinin yapısı fallustur…

Her insanın, kendi kişiliğinin en gizli derinliklerinde, gerçekten kendisine ait olan bir anüsü vardır. Anüs sosyal bir ilişki içinde var olmaz, çünkü tam olarak bireyi oluşturur ve bu nedenle toplum ile birey arasındaki ayrımın yapılmasını sağlar. Anüse kolektif ve libidinal olarak yeniden yatırım yapmak, hem ailenin küçük ölçekli hiyerarşilerinde hem de büyük toplumsal hiyerarşilerde bize sürekli hükmeden büyük fallik göstergenin orantılı olarak zayıflamasını gerektirecektir. En az kabul edilebilir arzulayan işlemi (tam da en yüceltmeyen şey olduğu için) anüse yönelik olandır.

Guy’e göre, anüsün benlik inşasındaki psişik önemi, tam da bu nedenle eşcinsel arzunun ailedeki geleceğin yıkımını jouissance‘ta somutlaşan benlik parçalanmasına bağlamasının nedenidir. Götten sevişmek, bireyin ve onun özel alanının inşa edildiği bedensel bütünlüğü sabote etmektir. Hocquenghem anüsün özelsizleştirilmesi ve ‘anal gruplaşmalar’ olarak adlandırdığı, Aileyi yok eden ve toplumsal düzenin geleceğinde hiçbir amaca hizmet etmeyen cinsel kolektivite biçimlerinin oluşturulmasını savunur. Anal arzuyu gruplaştıran kuir oluşumlar, uygar düzenin kalbinde yatan tüm psişik fantezileri sabote edebilmektedir.

Jeffrey Week’in Homosexual Desire kitabına yazdığı önsözden:

Anüs, kapitalist/fallik tahakküm tarafından özelleştirildiği için onu gruplandırmamız gerektiğini savunuyor, bu da aslında bireyselleştirilmiş homoseksüelliği bir sorun olarak reddetmek anlamına geliyor. Pratik homoseksüeller yüceltmede başarısız olmuş, bu nedenle ilişkilerini farklı şekillerde algılayabilen ve algılamak zorunda olan kişilerdir. Dolayısıyla homoseksüeller bir grup olarak etiketlerini alenen reddettiklerinde, aslında Ödipüs’ü reddetmiş, arzunun yapay olarak tuzağa düşürülmesini reddetmiş, fallusa odaklanan cinselliği reddetmiş olurlar…

Anüs, arzulayan işlevlerini geri kazandığında, yasalar ve kurallar ortadan kalktığında, kamusal ve özel, toplumsal ve bireysel arasındaki kutsal fark olmaksızın grup zevklerinin ortaya çıkacağını savunur. Ve Hocquenghem bu cinsel komünizmin işaretlerini, eylem halindeki polimorf cinselliği temsil eden dağınıklık ya da karışıklığın hüküm sürdüğü gay alt kültür kurumlarında görüyor…

Kişinin yüceltmede başarısız olması aslında sadece toplumsal ilişkileri farklı bir şekilde kavramaktır. Muhtemelen, anüs; arzulayan işlevini geri kazandığında ve organların takılması hiçbir kurala ya da yasaya tabi olmadan gerçekleştiğinde, grup o zaman kamusal ile özel, bireysel ile toplumsal arasındaki kutsanmış farkın ortadan kalkacağı dolaysız bir ilişki içinde haz alabilir. Bu birincil cinsel komünizm durumunun izlerini, uğradıkları tüm baskı ve mücrim yeniden yapılandırmalara rağmen, homoseksüel varoşun bazı kurumlarında bulabiliriz: örneğin, polisin orada olabileceğine dair her zaman var olan korkulara rağmen, homoseksüel arzuların anonim olarak takıldığı Türk hamamlarında.

Heimatlos Kültü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin