Anarşinin Sınaması – Ian Alan Paul

Paris Komünü ile ICE’a ait araçların beton bloklarla taşlanışı. Mısır Devrimi ile alevler içinde kalan sürücüsüz araç dizileri. İspanya İç Savaşı ile yoğun göz yaşartıcı gaz bulutlarının altında bir otoyolu barikat eden kalabalıklar. Jasper Bernes’in The Future of Revolution (Devrimin Geleceği) adlı yapıtını okurken ve dünyanın dört bir yanına savrulmuş dostlarımdan Los Angeles’taki ayaklanmalara dair ardı ardına gelen iletileri alırken zihnimde çakışan bu montajlar, zamansal kırıntıların birbirine çarpıp kıvılcımlar saçtığı, henüz haritalanmamış bir ufka işaret eden imgelerdi. Hem kitap hem de söz konusu isyanlar, nihayetinde ortak bir soruyu gündeme getiriyor, biri teorinin, diğeri pratiğin diliyle: Bu dünyanın düzenine tüm ağırlığımızla çarpıp geri tepmekle yetinmeyip, nihayet o bariyeri parçalayıp ötesinde yatanla nasıl buluşabiliriz?

The Future of Revolution, cevabını isyankâr geçmişlerin çeşitliliğinde şekillenen komünist bir geleceğin hatlarını izleyerek geliştirir. İncelemesinin merkezine işçi konseyinin küresel tarihini alan eser—bu konsey biçiminin sayısız kuramsallaştırması ve çelişkileri, ardı ardına yenilgileri ve hâlâ köz halinde tüten potansiyelleri arasından geçerek—komünist mücadelenin özünden koparılamaz olumsuz ve olumlu nitelikleri ortaya çıkarır. Tümü, Bernes’in “komünizmin sınanışı” olarak kavramsallaştırdığı noktada buluşur:

“Komünizmin sınaması bize ne olması gerektiğini söyler, fakat nasıl olacağını değil: (komünizm) silahlı olmalıdır; devletin silahlı kudretini kırmalıdır; proleter karakterli olmalı, toplumun çok büyük çoğunluğunu toplumsal servetin bütününe doğrudan sahip çıkacak gönüllü birliklere çekmelidir; komünist olmalı, yasal düzenleme ya da mübadele olmaksızın, ortak bir plan doğrultusunda ortak kullanım için tedarik sağlamalıdır; işbölümüne ve işletme yapısına çimentolanmış insan ve mekân ayrımlarını aşmalıdır; şeffaf, herkesçe kavranabilir ve yönetilebilir olmalı; geri çağrılabilir, yetkilendirilmiş delegasyon yapıları üzerinden insanların kendilerini ilgilendiren kararlara katılımına olanak tanımalı ve sınıfsız, parasız, devletsiz toplumun yeniden üretimine adanmış olmalıdır.”[1]

Bu sınama, isyanların uymak zorunda kalacağı belirli ve ardışık bir safhalar dizisini ya da sabit bir güzergâhı dikte etmeye kalkışmaz; tersine, tarihsel görevini kapitalist toplumu yıkmak ve komünist bir toplumu inşa etmek olarak kavrayan bir mücadelenin zorunlu temellerini ayırt etmeye yöneliktir.

The Future of Revolution, kapitalizmle kopuşun gerçekleşeceği biçim olarak ayaklanmanın zorunluluğunu açıkça ortaya koyar. Bernes, “modern ordular ve modern polisiye-denetim düşünüldüğünde devletin silahlı kudretinin gerçek anlamda nasıl tasfiye edileceğini önceden bilemeyiz” diyerek bunun büyük olasılıkla militarize bir çatışmadan ziyade içten çözülme yoluyla ilerleyeceğini belirtse de, bu tasfiyenin gerekliliği konusundaki kararlılığını hiç yitirmez.[2] Joshua Clover’ın da çalışmalarında netleştirdiği üzere, günümüz dünyasının devleti her daim yakında, ekonomiyi ise uzakta konumlandırarak örgütlenmiş olması, uzun süredir ayaklanma ve devrim tartışmalarını besleyen değişkenleri altüst etmiş, komünistler açısından devletin ortadan kaldırılması ile toplumun üretici güçlerinin geri kazanılmasının tek bir devrimci sürecin iki boyutu olduğunu göstermiştir.[3] Bu zorunluluk ışığında Bernes, yalnızca olumsuz bir ilga ve ayaklanma biçimi olarak kalan pratiklerin artık apaçık sınırlarını da tanımlar:

“Polisin ilgası, sınıf toplumunun ilgasından, yani komünizmin tesisinden, bağımsız tasavvur etmek imkânsızdır. İki, üç, dört, çok sayıda karakolu ateşe vermek, polis olmaksızın var olabilecek bir yaşam biçimini filizlendirme olanağı bulunmadığı sürece neredeyse intihara eşdeğerdir. Eski dünyanın küle dönmüş kabukları içinde de yeni dünyayı inşa edemezsiniz; onun zenginliğine, gerçek kaynaklarına ve yeteneklerine gereksinim vardır. Böylece ilga, her şeyi ve hiçbir şeyi ifade etmeye başlar.”[4]

Bu çözümlemede itiraz edilecek pek az nokta vardır, zira 21. yüzyılın bütün büyük isyanları, ayaklanma ve yıkım kapasitesini olağanüstü boyutlara taşısa da, nihayetinde bu imkânı ne yeterince yaygınlaştırabilmiş ne de sürdürebilmiş, kaldı ki komünist bir yaşam biçimine kalıcı bir biçim kazandırmaktan çok uzak kalmıştır. Bununla birlikte tersi de geçerlidir: sınıf toplumunun ilgasını, polisin ilgasından bağımsız düşünmek imkânsızdır, polis şiddetinin sürdüğü koşullarda polis olmaksızın var olabilecek bir yaşam biçimi geliştirmek de mümkün değildir. Bu anlamda, bir başkaldırının kurucu ve yıkıcı kudretleri esasen ayrılmazdır: kapitalist topluma son vermek, aynı anda sermayenin ötesinde bir hayatı var kılmayı gerektirir.

Bernes, 21. yüzyıldaki türlü ayaklanmalar içinde doğan ve aralarında dolaşan karşı-lojistiksel barikatlar, kundaklama, bina işgalleri, sabotaj ve otonom bölgeler gibi biçim ve taktikleri irdeledikten sonra, ayaklanma koşullarında komünizmin inşasını spekülatif bir tarzda ilga  komitelerinin biçim kazanışını tasavvur ederek ele alır:

“İlga komiteleri, yalnızca pratik işe değil, aynı zamanda spekülatif işe de girişebilir—İlga neye benzeyecektir? Neye ihtiyaç duyacaktır? … Kurucu soruları şunlar olacaktır: Devlet iktidarı bugün ortadan kalksaydı ne yapardınız? Artık polis olmasaydı, arkasında da ordu bulunmasaydı ne yapardınız? Bütün hapishaneler yansaydı ne yapardınız? Böyle bir soruşturma komitesinin temel görevi, kapitalist üretim koşulları ile gündelik yaşama dair teknik bir inceleme yürütmek olacaktır … Bir komünist, bir enerji santraline, bir fabrikaya, bir süpermarkete, bir otobüs filosuna ya da bir çiftliğe daima kapitalizmde olduklarından bütünüyle farklı olarak komünizmde ne olabilecekleri gözüyle bakar … Amaç, belirli bir ayaklanma eşiğinde bir komünist hareketin kendini yeniden üretmeye başlaması için ihtiyaç duyacağı bütün bilgiyi içerecek bir komünist yeniden-üretim atlası tasavvur etmektir.”[5]

Kuşkusuz, kapitalist dünyanın tüm kaynak ve teknolojilerinin komünistler tarafından nasıl geri kazanılıp yeniden örgütlenebileceğini ya da tersine hangi koşullarda terk edilip imha edilmeleri gerektiğini haritalamak, diyagramlaştırmak ve yeniden tasavvur etmek zorunludur.[6] Bernes’in de vurguladığı gibi, “yeryüzünün her zerresi artık o denli çok sayıda insan emeği, borçluluk ve aidiyet biçimiyle iç içe, birbirine dolanmıştır ki”[7]—yaşamların ve gezegensel sistemlerin bu tarihsel örüntüsü, her devrimin de aynı ölçeklerde vuku bulmasını şart koşar. Güncel komünist düşüncenin önemli bir bölümü, Phil A. Neel ile Nick Chavez’in Forest and Factory (Orman ve Fabrika) ya da Andreas Malm’ın Corona, Climate, Chronic Emergency (Korona, İklim, Kronik Acil Durum) gibi yapıtların da gösterdiği üzere, doğrudan bu sorulara yönelmiş durumdadır. Ancak bu komünist taslaklar, olumsuz (yıkıcı) boyutu geri planda bırakıp olumlu (kurucu) boyutu öne çıkardıkları sürece eksik kalacaktır; zira iktidarı ve tahakkümü ortadan kaldırma kapasitesini komünist toplumun sadece öncülü olarak görmek, onu o toplumun özsel bir niteliği olarak kavrayamamaktır. The Future of Revolution’ın değeri, ayaklanma ve devrimin yıkıcı ve kurucu özelliklerinin geri döndürülemez biçimde birbirine dolandığını görmemize imkân tanımasında yatar. Kapitalist toplumun hangi biçim üzerinden olumsuzlanacağı, başka bir olası toplumun da aynı biçim üzerinden olumlanacağı anlamına gelir; bu diyalektik, militan kuramlaştırma ve deneyim için merkezî konumunu korumak zorundadır.

Bernes’e göre kapitalizmin yıkımı, değerin, kapitalist toplumun türlü parçalanmış kıymıklarını birbirine bağlayan soyut biçimin, yok edilmesiyle özdeştir: “Değer kavramı, komünistler için, kırmızıya yanıp sönen ve parçalamamız gereken şeyi işaret eden bir nişangâhtan başka bir şey değildir.”[8] Kitap boyunca serpiştirilen bu saptamaya şu uyarı eşlik eder: Değer ortadan kalksa bile, bu durum, tahakküm bakımından kapitalizm kadar kök salmış fakat farklı biçimsel temellere dayanan başka bir toplumun belirmesini engellemez. Bernes’in bütün projesinde altını çizdiği üzere, kapitalizmi yıkmak, komünizmin paralel inşası olmaksızın anlamlı değildir; çünkü kapitalizm ile komünizm dünyamızın basitçe ikili seçenekleri değil, birbirine-eklemlenmeyen olanaklarıdır: toplumsal biçimler olarak birlikte var olamazlar, ama birinin yokluğu zorunlu olarak diğerinin varlığı anlamına gelmez. Bernes’in betimlediği üzere:

“Kapitalizm ile komünizm arasındaki ilişki, basit bir ayrık-terim karşıtlığından ziyade bir birbirine-eklemlenmeyenliğe dayanır. Kapitalizm olabilir. Komünizm olabilir. Ancak kapitalizm ile komünizm aynı anda var olamaz. İlişkileri ‘ya-o ya-bu’ biçiminde keskin bir bölünme değil, bitişiklik-dışıdır. Bunu bir ‘çelişki aksiyomu’ olarak formüle edebiliriz … Kapitalizm ile komünizmin bitişiklik-dışılığı, komünizmin olumlu muhtevasının açığa çıkacağı olumsuzluklar arasından yapılacak bir seçimi imler.”[9]

Toplumsal kredi sistemlerinin, otomatik gözetimin ve geniş ölçekli yapay zekâ projelerinin gelişimi, değeri büsbütün tasfiye ederken sınıf toplumunu belirleyen tahakküm biçimlerini muhafaza edebilecek başka toplumsal örgütlenme biçimlerinin de var olabileceğini yeterince kanıtlar. Bu açıdan bakıldığında, değer—kapitalizm altında sınıf toplumunun tarihsel olarak örgütlenmesinin başat biçimi—bugün ortadan kaldırılması gereken tam da şeydir; ancak sınıf toplumu, gelecek dönemde değer dışındaki çeşitli biçimsel temeller üzerinde yeniden ve yeniden örgütlenebilme potansiyelini her daim taşıyacaktır.

Burada, komünizmin sınaması içinde anarşinin sınamasını okuyabileceğimiz bir eşiğe varıyoruz. Bernes’in kavramlaştırmasına göre, komünist toplum kapitalist toplumla zorunlu olarak çelişir; ne var ki onun tek olası alternatifi değildir. Sınıf ve tahakküm, değer biçiminin ötesinde de örgütlenebileceğinden, komünist toplum yalnızca kapitalizme özgü biçimlerde değil, olası her sınıf toplumu biçimine karşıt olmak zorundadır. Dolayısıyla komünizmin sınaması içindeki anarşinin sınamasını ayırt etmek, kapitalizmin yıkımının komünizmin inşasına içkin olduğu gibi, komünizmin inşasının da değere ek olarak her tahakküm mantığının yıkımıyla iç içe kalması gerektiğini görmektir. Değer kapitalizmin differentia specifica’sıysa, Bernes’in projesi bunun komünizmin olumlu ve olumsuz yönlerini netleştirmek için zemin oluşturabileceğini öne sürer: “Değer yasasının ortadan kaldırılması geriye bir kalıntı bırakır, komünizm de bu kalıntıdan hareketle ve ona karşı kurmak zorundadır.”[10] Ne var ki anarşinin kendini dayandırabileceği böyle tekil bir biçimsel ilke yoktur; çünkü onun ortadan kaldırmayı hedeflediği şey kapitalizme özgü değildir. Anarşinin sınaması bu yüzden kapitalizmin tarihi boyunca—ama aynı zamanda her olası tarih boyunca—kara bir iplik gibi uzanır, her tahakküm ifadesinde ayaklanmanın silinemez potansiyelini ve zorunluluğunu görür. Eğer komünizm, değere karşı özellikle bilenmiş bir silah biçiminde şekilleniyorsa, anarşi de egemen hale gelen her tahakküme yanıt verecek yeni silahları dökebilecek bir dökümhane olarak ortaya çıkmalıdır.

Komünizm, değerin olumsuz imgesinde kendini olumlu bir toplum olarak kurarken kapitalizmle bitişiklik-dışılık ilişkisi içinde belirdiğinden, anarşinin sınaması da zorunlu olarak onunkinden çok daha geniş bir açıklıkla ortaya çıkar, sınıf ve tahakküme dayanan her olası toplumsal biçime karşıt duran bir bitişiklik-dışılıktır bu. Hapishane, kapitalizmin tarihiyle iç içe geçmiş ve onun tarafından şekillenmiş bir kurum olsa da, değer ortadan kalksa bile tutuklama-cezalandırma olasılıkları, başka biçimsel temellere dayanarak varlığını sürdürebilir. İklim krizinin derinleşip felaketlerin ve kıtlıkların artarak yaygınlaştığı koşullarda, gelecekteki kapitalizm-dışı toplumlarda sınır rejimlerinin ortaya çıkacağını tasavvur etmek de güç değildir. Irk, cinsiyet, cinsellik, yeti ya da başka herhangi bir ölçüte dayalı yeni hiyerarşi, tahakküm ve dışlama biçimleri, kapitalist toplumun yıkımının ardından da, tıpkı ondan önce oldukları gibi, yaşam üzerinde egemenlik kurma emelinden geri durmayacaktır. Bernes “komünist devrim teorisini ebediyet perspektifinden ele almak” istediğini yazarken, anarşinin görevi de aynı ölçüde ebedi kalır; ufku, tahakkümle bitişiklik-dışılık içinde her seferinde yeniden genişleyerek açılır.[11] Nasıl ki kapitalizmin doğuşu, kapitalizmin hiç dinmeyen hayat karşıtı savaşının başlangıcını ilan ettiyse, komünizmin gelişi de ortaya çıkacak her yeni sınıf toplumu biçimine karşı yürütülecek kesintisiz bir anarşinin doğuşunu işaretleyecektir.Zamanımızın anarşist akımları gözlerini büyük ölçüde destitüent [yerinden edici/iktidarsızlaştırıcı] güç sorunsalına çevirmiş, yeni bir toplum kurma gereksiniminden ziyade mevcut düzeni tasfiye ve imha etme gereksinimine odaklanmıştır. Bu yönelim, ayaklanmanın zorunlu kıldığı tüm biçim ve tekniklerle deney yapmamıza ve bunları kuramsallaştırmamıza imkân tanımış, iktidarın tarihsel olarak teşekkül etmeyi sürdürdüğü türlü veçhelerde sökülüp devrilmesine muktedir taktikler öğrenmemizi ve repertuarlar geliştirmemizi sağlamıştır. Böylelikle anarşi, komünizmin kurduğu şeyin destitüent keskin ucudur; komünizmin fiiliyetinin yarı-gölgesinde pusuda bekleyen kalıcı bir deaktüalizasyon süreci. The Future of Revolution’ın açılış sayfalarında Bernes, C. L. R. James’in şu saptamasını alıntılar: “Bugünün görevi, kendiliğindenciliği çağırmak, öğretmek, örneklemek, geliştirmektir.”[12] Kendiliğindenciliği geliştirmek sezgisel olarak paradoksal görünse de, Bernes’in projesi bağlamında yanıcı ve patlayıcı bir anlam kazanır. Bugün mücadelemiz, komünizm ve anarşinin kendiliğindenciliğini, ayaklanma ve yeni yaşam biçimleri olarak serpildikçe tarihin uzun gecesinde parlak kılavuz yıldızlar gibi ışıldarken ve olmadıkları şeyin negatif geometrisinde oluşan kara deliklerde karanlıkça yiterken kavrayabilmektir.

  1. Jasper Bernes, The Future of Revolution, Verso Books, 2025, 128
  2. a.g.e., 160
  3. ““1700 yılında, bugün tanıdığımız anlamda bir polis teşkilatı yoktu; arada sırada ortaya çıkan bir icra memuru ya da bekçi çarşıyı gözetlerdi. Aynı dönemde, günlük yaşamın gereksinimlerinin çoğu yerelde üretilirdi. Kısacası, devlet uzakta, ekonomi yakındı. 2015’e gelindiğinde ise devlet yanı başımızda, ekonomi ise uzakta: Üretim adeta aerosol hâline gelmiş; metalar küresel lojistik zincirleri boyunca monte edilip dağıtılıyor. En temel gıda maddeleri bile büyük olasılıkla bir kıta öteden geliyor. Bu arada, devletin daimi ‘iç ordusu’—uyuşturucuya ve teröre karşı savaş bahanesiyle giderek askerîleştirilen—her an elimizin altında.” Joshua Clover, Riot, Strike, Riot, Verso Books, 2019
  4. Jasper Bernes, The Future of Revolution, Verso Books, 2025, 169
  5. a.g.e., 171-2
  6. Bernes, eser boyunca komünist toplumda ekonomiyi örgütleyecek olumlu özellikleri ayrıntıyla serimlemeye özen gösterir. Kapitalizmin yıkımının ardından komünlerin alacağı biçimi tahayyül ederken, “komünizmin sınaması”nın iki boyutuna özellikle vurgu yapar: Komünist toplum aynı anda hem şeffaf hem de yönetilebilir kalmalıdır. Şeffaflık, meclis ya da komünde bir “açık defter” olarak cisimleşir; bu sayede herkes, toplumun nasıl kolektif biçimde örgütlenip işletildiğini görebilir ve kolayca kavrayabilir. Yönetilebilirlik ise komün ya da meclis temsilcilerinin derhâl geri çağrılabilme kapasitesinde somutlaşır; böylece temsilciler hesap verebilir olur ve iktidarı tek elde yoğunlaştıramazlar. Bernes, şeffaflığın ve yönetilebilirliğin pratikte tam olarak nasıl görüneceğini ayrıntılarıyla tarif etme tuzağına düşmez; bunun yerine bu ilkelerin soyut mantığını ortaya koyar. Yine de her iki ilke de devre kesici işlevi görür: sınıfın ve değerin yeniden belirme olasılığını peşinen boğmak üzere tasarlanmışlardır. Böylece komünizm, sermayenin olumsuz imgesi üzerinden inşa edilir.
  7. a.g.e., 126
  8. a.g.e., 88
  9. a.g.e., 127-8
  10. a.g.e., 99
  11. a.g.e., 82
  12. a.g.e., 12

Kaynak

Heimatlos Kültü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin