Gerd Arntz ve Konsey Komünizminin Estetiği – Jasper Bernes

“What’s Work”: İşi Anlamak için İnsancıl Yaklaşımlar’a, 30 Ekim’de sunulmuştur.

Jasper Bernes

Hazırladığım konuşmanın merkezinde, dilerseniz diyalektik bir imge diyebileceğimiz tek bir görüntü yer alıyor; bu imge, kapitalizmde emeği temsil ederken aynı anda onu olumsuzlar ve onun özgürleşmesini önceler. Bu, Gerd Arntz’ın 1931 tarihli tahta baskısı Fabrikbesetzung (Fabrika İşgali); Arntz’ın Almanya Devrimi ve devrimci işçi konseyleri deneyimine dayanır; 1918 Kasım’ında ve sonrasında işyerlerinin işgaliyle başlatılıp genişletilen bu konseyler sürecini resmeder. Arntz, 1920’de Düsseldorf’ta gerçekleşen —sağcı Kapp Darbesi’ne ülke çapında bir genel grevle karşılık veren, işyerlerinin yeniden işgal edildiği ve 1918’in işçi konseylerinin güçlendirildiği ya da yeniden kurulduğu— ilk antifaşist ayaklanma olan Mart Ayaklanması’na katılmıştı. Düsseldorf, kısa bir süreliğine devletin silahlı gücünü hükümsüz kılan ve Almanya’nın, hatta Avrupa’nın ağır sanayi kalbine hak iddia eden anarşist, Spartakist, komünist ve Bağımsız işyeri grupları ile konseylerden oluşan Ruhr Kızıl Ordusu’nun kontrolündeki bölgenin parçasıydı.

Arntz’ın baskısı bu nedenle, kitabım The Future of Revolution: Communist Prospects from the George Floyd Uprising’de doğrudan anlattığım olayları temsil eder; bu kitap, diğer önemli devrimlerin yanı sıra Almanya Devrimi’ni ve özellikle işçi konseyleri hareketinin en güçlü olduğu Ruhr’daki devrimci mücadeleleri analiz eder. Sosyal demokrasinin burada, çoğu Katolik olan ya da Alman İmparatorluğu’nun Slav bölgelerinden göç etmiş vasıfsız işçileri kötü örgütlemiş olmasının da etkisiyle, bu işçiler sosyal demokrasiden kopan anarşistlere, Spartakistlere ve komünistlere daha yakındı. Ruhr’daki ayaklanma, o dönemde ve sonrasında konsey yanlıları için geleceğin, muzaffer komünizmin bir imgesiydi ve 1917-23 dünya devriminin ve küresel komünist hareketin bir zirve noktası olarak kalmaya devam etti; Rusya’da ve başka yerlerde yavaşça ölmeden önce Almanya’da katledildi. Dolayısıyla Arntz’ın baskısı, benim de kitabımda ele aldığım, 1920’lerin sonları ve 1930’ların başında ortaya çıkan Almanya Devrimi’nin akıbetine ilişkin diğer düşünüşlerle birlikte değerlendirilmelidir.

Arntz’ın baskısı aynı zamanda benim “devrimci örnek” dediğim şeyin de bir imgesidir; bunu “pratiğin içine gömülü bir fikir, bir geleceği olan bir fikir, kendi genelleşmesi yoluyla komünizmi getireceğini vaat eden bir fikir” olarak tanımlarım. Devrimci örnek, “çoğaltılması yoluyla komünizmi üreten ve kendi öz-düşünümselliği yoluyla onu muhafaza edip genişleten bir süreç”tir. Bu öz-düşünümsellik, Arntz’ın baskısının grafik karakterinde en kolay biçimde görülür — pozitif ve negatif alanın sadeleştirici kullanımı, onu kolayca çoğaltılabilir bir imge, hatta bir sembol haline getirir; tıpkı fabrikanın birinci katında küçük kızın çizdiği orak-çekiç gibi. Tüm imge, bir fabrika duvarına ya da bir polis karakoluna tebeşirle veya sprey boyayla çizilebilecek türdendir; ayrıca afiş, el ilanı ya da proletarya basını için illüstrasyon olarak —ki öyle olmuştur ve olmaya devam etmiştir— yeniden üretilebilir. Bu bize, konseyci devrimin açılımının mimetik olduğunu, ayaklanmalar ve işgallerin başka işgalleri ve ayaklanmaları ilham ettiğini hatırlatır.

Bir Engelsçi sosyalist olan Arntz, bir alet üreticisinin oğluydu; sanatsal becerilerini geliştirmek için babasının fabrikasında çıraklık yaptı; zanaatkâr emeğinden kimi esinler alırken aynı zamanda makine çağının soyut konstrüktivizmiyle meşguldü. Sözde Köln İlericileri’nin —Franz Siewert ve Hans Hoerle— diğer üyeleri gibi Arntz da işçi konseylerinin ve konseyci devrimin taraftarıydı. Köln İlerici grupları, Köln Dada’dan ve Stupid adlı geçiş dönemi sanatçılarından evrilmişti ve üsluplarından da anlaşılacağı üzere Rus konstrüktivizmi ve Hollanda De Stijl resmiyla bağlantıları vardı. Arntz ve diğer Köln İlericileri, özellikle Köln ve Bavyera’da güçlü olan konsey komünisti fabrika örgütü AAUD-E’nin çevresiyle, daha geniş konsey komünisti çevreye bağlıydılar; bu çevre, o dönemde KAPD ile ilişkili fabrika örgütü AAUD çevresine kıyasla daha pasifist, anarşist ve orta sınıftı. Fabrika grupları, işçi konseylerinin oluşumunu ve güçlendirilmesini savunan yapılardı ve bir dönem yüz binlerce kişiyi kapsıyordu. Muhtemelen Arntz’ın baskısındaki işçilerin çoğu bu tür gruplara mensuptu.

Köln İlerici grubunun anahtar kavramı, bir sanat eserinin Gesetzmässigkeit’in, yani bir yasallığın ya da düzenliliğin, formlarda tutarlılığın cisimleşmesi olmasıydı; bu tutarlılık bir eserden diğerine uzanabilirdi. Arntz bu “yapıtlar arasında tutarlılığa yönelik sistematik ilgiyi” birlikte sergilenmek üzere tasarlanmış modüler tahta baskı serilerinde geliştirdi; örneğin Zamanımızın On İki Evi. Nitekim Fabrika İşgali, kapitalist yeniden üretimin çöktüğü koşulları temsil eden 1931 tarihli Kriz baskısıyla ortak bir görsel dil paylaşır. Arntz’ın grafik tasarım alanındaki çalışması, kişisel bir üslup geliştirdiği kadar, kişiler-üstü bir teknik de geliştirir. Arntz’ın işi modülerdir ama aynı zamanda uyarlanabilirdir.

Fabrika İşgali, aynı zamanda The Future of Revolution’ın kapağının da temelini oluşturur; Jonathan Pelham tarafından parlak biçimde uyarlanmıştır. Verso’nun tasarım ekibine, gevşekçe, “aşırı-solun ve konsey komünizminin estetiği” dediğim şeye dair uzun bir mektup yazmıştım; Arntz ve Köln İlericileri’ne ve özellikle de bu imgeye odaklanıyordu. Bu imgenin en önemli yanı, kitabımdaki birkaç temel kavramı nasıl çevirdiği ve özellikle de orada geliştirdiğim Marx’ın Kapital’inin “gizli” okumasını nasıl vurguladığıydı. İddia ettiğim üzere, Marx’ın Kapitali via negativa yoluyla komünizmin bir betimi olarak okunabilir. Meta fetişizmine dair analizi, kapitalizmin aşılması gereken iki yönüne işaret eder; bu yönler ancak komünizm ışığında ve sınıfsız, devletsiz, parasız bir toplumla kıyaslandığında gerçekten görülebilir ve anlaşılabilir. Kapitalizmde insanlar arasındaki ilişkiler, şeyler arasındaki ilişkiler tarafından aracılanır ve onların yerine geçer; bu, yalnızca işçilerin değil, üretimin tam ekonomik koşullarını bilmeden üretmek ve sonradan fiyatları ayarlamak zorunda olan kapitalistlerin bile ekonomik kararı opak ve ele alınamaz kılar. Komünizm bu opaklığı ve ele alınamazlığı ortadan kaldırır, önce kapitalizmi şeffaf, ardından da yönetilebilir hale getirir:

Değişiklik olsun diye, üretim araçlarının ortaklaşa elde bulundurulduğu ve birbirinden çok farklı emek-güçlerini, tek bir toplumsal emek gücü olarak, tam bir öz-bilinçle harcayan özgür insanların bir birliğini hayal edelim. Robinson’un emeğinin bütün özellikleri burada tekrarlanır; ancak bunlar bireysel değil toplumsaldır. Robinson’un ürünlerinin tümü yalnızca kendi kişisel emeğinin sonucuydu ve bu nedenle doğrudan doğruya kendisi için faydalı nesnelerdi. Düşünülen birliğin toplam ürünü ise toplumsal bir üründür. Bu ürünün bir bölümü yeni üretim araçları olarak hizmet görür ve toplumsal kalır. Ama öteki bölüm birlik üyeleri tarafından geçim araçları olarak tüketilir. Bu bölüm bu nedenle onların arasında bölüştürülmelidir. Bu bölüştürmenin nasıl yapılacağı, üretimin belirli türdeki toplumsal örgütlenmesine ve üreticilerin ulaştıkları toplumsal gelişme düzeyine göre değişecektir. Yalnızca meta üretimiyle paralellik kurmak için, ama sadece bunun için varsayalım ki her bireysel üreticinin geçim araçlarındaki payı, onun emek-zamanınca belirlenmektedir. Bu durumda emek-zaman iki kat rol oynar. Belirli bir toplumsal plana uygun olarak paylaştırılması, emeğin farklı işlevleri ile birlik üyelerinin çeşitli ihtiyaçları arasında doğru orantıyı sürdürür. Öte yandan emek-zaman, her bireyin ortak emeğe katılımının ve bireysel tüketim için ayrılan toplam ürünün payındaki hakkının ölçüsü olarak hizmet görür. Bireysel üreticilerin, gerek kendi emeklerine gerekse emeklerinin ürünlerine ilişkin toplumsal ilişkileri, burada yalınlık içinde şeffaftır; üretimde olduğu gibi bölüşümde de. (vurgu bana ait)

Bu nedenle Fabrika İşgali, komünist ölçünün, komünist kamulaştırma eyleminin ilk sonucu olan bu yönetilebilir ve şeffaf hale getirişin bir imgesidir. Mühendislik ve mimari imgelerden alınan kesit tarzı, bizi Marx’ın “üretimin gizli sığınağı” dediği şeye, meta biçiminin hukuki yapısının özel kıldığı ve “yalnızca iş için giriş serbesttir” tehdidiyle damgaladığı yere nüfuz ettirir. Pelham’ın uyarlaması, daha açık ve daha koyu renklerin kullanımıyla bu negatifliği güzelce yakalar; bu, Arntz’ın baskısının bir negatif, ağaçta açılan oyuklarla özgürleşmiş, tersyüz edilmiş fabrika emeğinin bir imgesi olduğunu hatırlatır. “Future” sözcüğünün üzerindeki çizgi de bu negatifliği, Kristin Ross’un komünü tarif ederken söylediği gibi, hem “toplanma çağrısı hem de şeyin kendisi” olan devrimci örneği vurgular.

Ne var ki Arntz bu çalışmayı, atıfta bulunduğu olaylardan çok sonra, solun yenilgi döneminde üretir. Arntz’ın baskısı bu nedenle The Future of Revolution’ın merkezî metinlerinden biri olan Komünist Üretim ve Dağıtımın Temelleri ile çağdaştır; bu metin, kitabımdaki başlıca figürlerden Jan Appel tarafından tasarlanmış ve esasen kaleme alınmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında kuzey tersanelerindeki işyeri temsilcileri hareketinde örgütlenen, Kasım devrimine ve Ocak Spartakist ayaklanmasına katılan, önce KPD’ye sonra KAPD’ye üye olan ve az önce belirttiğim gibi işçi konseyleri mücadelesinin en yoğun olduğu Ruhr bölgesinde çalışan işçi sınıfı militanı Appel’in ciddi bir çalışma yapmaya vakti, 1920’deki eylemleri nedeniyle Düsseldorf’ta aldığı hapis cezasına kadar olmamıştı. Appel, bu dönemde, üretim araçlarını doğrudan toplumsallaştırmak için konseylerin ne yapması gerektiğini anlamak üzere Marx’ı ciddi biçimde çalışmaya başladığını söyler. Katıldığı komünizm mücadelesi ışığında Marx’ın Kapital’ini okuyan Appel, bunu via negativa yoluyla bir komünizm vizyonu sunduğunu gören ilk kişilerden biridir. Yukarıdaki gibi kilit pasajlardan ve kendi deneyiminden hareketle Appel, komünist üretim ve dağıtım için bir model geliştirir.

Bu pasajlarda Marx’ın iddialarının merkezinde —benim yeniden inşamda— katılımcılara hem yönetilebilir hem de şeffaf olan ortak planlama olarak tanımlanan komünist özgür birliğin bulunduğudur. Appel’in Marx’ta özellikle saptadığı şey, katılımcıların birbirini, şeyleri doğrudan toplumsal olarak gerekli emek cinsinden muhasebeleştirerek hesaba kattığı bir ortak muhasebe biçiminin gerektiğidir. Appel, Marx’ın “kapitalist üretimle paralelliğini” harfiyen ciddiye alır ve bu muhasebe için ölçü olarak emek zamanını alır. Sonunda Appel’in kolektif muhasebenin önemine ikna ettiği konsey komünisti Anton Pannekoek’in sözleriyle, toplumsal olarak gerekli emek zamanının tekil ölçüsü üretim sürecini basitleştirir, onu yönetilebilir kılar:

Açık ve anlaşılır sayısal bir imge olarak üretim süreci herkesin gözleri önüne serilir. Burada insanlık kendi yaşamını görür ve denetler. İşçiler ve konseyleri, örgütlü işbirliği içinde tasarlayıp planladıklarını, karakterinde ve sonuçlarında muhasebe rakamlarında gösterir. Ancak bu rakamlar her işçinin gözünün önünde sürekli durduğu içindir ki toplumsal üretimin bizzat üreticiler tarafından yönlendirilmesi mümkün olur.

Arntz’ın baskısındaki kesit tarzı, bu şeffaf hale getirme işinin estetik bir karşılığıdır. Sermayenin işleyişini ve emek sürecini ifşa eden devrimci müsaderenin röntgen görüşünü temsil eder. Kitabımın, son bölümünde geliştirilen, kilit bir noktası şudur: Üretim araçlarının müsaderesi, onlara tekabül eden bilgi ve tekniğin de müsaderesini gerektirecek, dahası komünist üretim ve dağıtımın temel ilkeleriyle uyumlu yeni bilgi ve yeni tekniklerin geliştirilmesini zorunlu kılacaktır. Malların pazardaki değişimi —kamusal alanda— onların kullanımını ya da tüketimini, emek kullanımını da dahil ederek, özel kılar. Arntz’ın baskısında bu içler ve dışlar —kamusal ve özel dünyalar— baskının pozitif ve negatif alanları üzerinden izleyiciye açılır. Bu, soyuta karşı bir soyutlama işidir — izleyiciye açılabilmesi için fabrika sermaye devrelerinden koparılmalıdır; elektrik hattı kesilmeli, makinelerin çarkları durmalı ve kontrol kadranları sükûnete ermelidir. Siyasî şiddeti betimlediği ölçüde Arntz’ın oyukları, müsaderenin karşı-şiddetini temsil eder — ikinci katta formen’e karşı kaldırılan yumruk, üçüncü katta patrona doğrultulan silahlar. Ama şimdiden, bu müsaderenin kendisinden sonra gelebilecek kuşaklara vaat ettiği barış ve özgürlüğü görebiliriz; silahlı yetişkinlerin dünyasında özgürce dolaşabilen ve fabrikaya girip orak-çekiçle onu işaretleyebilen çocuğu; silahlarını taşımakla birlikte kullanmayan kalabalık tarafından kucaklanır; devletin şiddet kudretini askıya alırlar. Bu komünist işaret, bu mühür, eylemin simgeye, devrimci örneğe dönüşümü, binanın yüzeyinin sol üst köşesine dışarı doğru “çıkarılmış” tuhaf denklemlerle tersinden ilişkilidir; bunlar sermayenin hesaplarını hem şeffaf hem de opak kılar; sonuçta o hesapların bir dizi sıfıra, bir dizi boş orana dönüştüğünü gösterir.

Arntz bu baskıyı yaptığında artık Viyana’da yaşıyordu ve sosyalist filozof ve iktisatçı Otto Neurath ile birlikte çalışıyordu. Neurath’ın da Almanya Devrimi’ne doğrudan deneyimi vardı; kısa ömürlü Bavyera Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne katılımından ötürü hapsedilmişti; Saksonya ve Bavyera’da üretimin toplumsallaştırılmasına dair bir ekonomik plan sunmuştu. Neurath bu nedenle, Almanya Devrimi’ni takip eden ve SPD ile Bağımsızların üretimin toplumsallaştırılmasına —çoğu durumda kamulaştırmaya— dönük planlar önerdiği sözde toplumsallaştırma tartışmalarında “maksimalist” konumu temsil ediyordu. Bu tartışmalar, aşırı-sol konsey komünistlerini dışarıda bırakmıştı ve Neurath diğer solcu iktisatçıların kısmi toplumsallaştırma planlarına karşı “tam toplumsallaştırma”yı savunsa da, şiddetli müsadereyi dışlayan “Anarşist Yeni-Komünizm”i yine de dışarıda bırakıyordu.

Bununla birlikte Neurath, Appel ve konsey komünizmiyle birlikte, üretimi hem yönetilebilir hem de şeffaf kılma taahhüdünü paylaşıyordu. Neurath, Toplum ve Ekonomi Müzesi’nin aynı şehirde bir sergiye katıldığı 1926’da Düsseldorf’ta Arntz’ın Mitropa işini görmüştü. Neurath, demokratik ekonomik karar almayı kolaylaştırmak için ekonomik verilerin görsel sunumuna yönelik bir yöntem üzerinde çalışıyordu. Arntz’ın toplumsallaştırmaya olan bağlılığında ve sanatsal Gesetzmässigkeit vurgusunda, kendisine eksiksiz bir görsel dil geliştirmede yardımcı olabilecek birini gördü ve sanatçıyı Viyana’ya davet ederek müze için çalışmaya çağırdı. Birlikte piktogramlardan (singaturen) ve soyut imgelerden (leitbilder) oluşan bir görsel istatistik dili, bir Uluslararası Tipografik Resim Eğitimi Sistemi (ISOTYPE) geliştirdiler; Moskova’da ofisler kurdular ve uluslararası kongreler düzenlediler.

Appel gibi Neurath da deneyiminden, Marx’ta Appel’in bulduğundan biraz farklı bir şeffaflık ve yönetilebilirlik anlayışıyla çıktı. Neurath’a göre, ihtiyaç için üretim ve kullanım değerlerinin üretimi olarak sosyalist üretim ve dağıtımın koordinasyonu, birbirleriyle ölçülemez malların farklı türde “aynî” ölçülerini, yani birçok ölçüsüz büyüklüğü dikkate almak zorundadır. Bu ölçülemez malların ve belirli nicelikler halinde bir araya getirilmesi seçiminin gerisinde, ölçülemez arzular ve ihtiyaçlar yatar; bunlar da ölçülemez toplumsal değerlerden doğar. Bu nedenle sosyalist muhasebe “çok ölçütlü” olmalıdır; Aaron Benanav’ın Neurath’ın fikirlerini geliştirirken yazdığı gibi. Neurath’a göre: “Planlama artık en iyi çözümü seçmeye yönelik teknik bir süreç olarak anlaşılamazdı. Birbiriyle ayrışan öncelikler arasında yol bulmaya yönelik demokratik bir prosedür olarak yeniden kavramsallaştırılmalıydı.” Komünist Üretim ve Dağıtımın Temelleri’nin yaptığı gibi kullanım değerlerini toplumsal olarak gerekli emek-zamanına göre ölçmek, bu öncelikler arasından nasıl seçim yapılacağı sorusunu yanıtlamaya yardımcı olmaz — zira emek-zaman için optimize etmek, diğer değerler açısından (ekolojik iyileştirme, sektörel dengesizliklerin giderilmesi — bir yanda sağlık, bakım, eğitim, barınma; diğer yanda sanayi büyümesi vb.) alt-optimal sonuçlar yaratabilir. Dolayısıyla emek-zaman ölçüsü, Arntz’ın baskısında resim düzlemine doğru “çıkarılan” denklemlerce temsil edilen, toplumun kaynaklarını ve kapasitesini oluşturan temel teknik nitelikleri perdelemeye, opaklaştırmaya devam eder.

Viyana’da Neurath, Rudolf Carnap ve diğer pozitivistlerle tanıştırılmış ve sözde Viyana Okulu felsefî manifestosunun başlıca yazarlarından biri olmuştu. Pozitivist sosyalizm, iletişimin evrensel yöntemlerinin geliştirilmesini ifade ediyordu — Marx’ın üretim araçlarını şeffaflaştırma çağrısı, dilin, düşüncenin ve hatta metafiziğin rehabilitasyonunu gerektiriyordu; bu, Neurath’ın desteklediği Esperanto ve CK Ogden’ın, görsel diline çevirdiği Basic English gibi projelere benzer bir Modernist evrenselcilikti. Konstrüktivizm, pozitivizm ve sosyalizmin bu tuhaf karşılaşmasında Neurath, Arntz ve Marie Reidemeister, aynî istatistikleri temsil etmek ve demokratik üretim kararlarını kolaylaştırmak için ISOTYPE adını verecekleri bir görsel dil grameri geliştirdiler.

Arntz ve Neurath’ın ürettiği görsel istatistikler, Neurath’ın, “yaşam durumlarının topografyası”ndan “yaşam kalitesinin rölyef haritaları”nı çıkarsama yönündeki daha geniş ekonomik projesinin bir parçasıdır — yani toplumsal olarak faydalı sabit niceliklerin: barınma, gıda, ulaşım vb. toplamının haritalanması. Neurath’ın düşünüşü cebirsel değil topografiktir; çünkü aynî nicelikler cinsinden muhakeme, planlamada ölçülemez durumlar ve kıyaslanamaz imkanlar üretecektir; bir planın diğerinden daha iyi olduğu kesin olarak söylenemeyecektir. Böylesi durumlarda mesele, çok ölçütlü değer ayrımlarına dayanarak ikisi arasında seçim yapmaya kalır. Neurath’ın tarif ettiği yaşam durumlarının bu rölyef haritaları, o halde, bir ızgara üzerinde üst üste istiflenen blokların üç boyutlu bir koleksiyonudur; burada sütunlar insanlar, satırlar ise yaşam kalitesinin ayrı niteliklerinin çeşitli karşılaştırılabilir büyüklükleridir; bunlar blokların yüksekliğine çevrilir. Izgara bu nedenle bu niteliklerin toplamını haritalayan eğri bir düzlemi yaklaşıklar. Yeni bir üretim planını seçmek, belirli alanlarda —sağlık, bakım, eğitim, barınma, ulaşım, ekolojik iyileştirme— blokları yükseltip alçaltacaktır. Bu üretim planları kıyaslanamazdır; çünkü farklı insanlar farklı maksimizasyonları değerli bulur — kimileri daha az çalışmak ister, kimileri daha iyi barınma ister vb. Bu nedenle yaşam durumlarının bir topografyası, özünde iki plan arasında seçim yapmaya varan bir planlamaya yardımcı araçtır; yaklaşık topografik düzlemde eğrilerin azamî noktaları olarak çeşitli optimumları betimler.

Bugün Neurath ve Arntz’ın birlikte yürüttüğü çalışmanın etkisi her yerde görülebilir — kitapların ve dergilerin görsel tasarımında, yol kenarlarında bulunan sembollerde, sosyal medyanın emojilerinde ve simgelerinde ve uluslararası pazarlara eşlik eden standartlaşmış görsel dilde. Hatta fikirlerinin akıbetine verilebilecek en iyi örnek belki IKEA montaj kılavuzudur; bu kılavuz, katılımcı planlama tekniklerini üretimi tüketim mekânının içine alarak dönüştürür. Aynı zamanda, yarı-öncesi-yazılı ve uygulama-bağımlı çağımızda, Neurath’ın “görseller birleştirir; kelimeler böler” iddiası, naif, hatta düpedüz yanlış görünmektedir. Arntz’ın tipleştirici grafik stili, özellikle insanların temsili söz konusu olduğunda, tipleştirmenin toplumsal kimlik, toplumsal cinsiyet performansı vb. etrafındaki normlardan ayrıştırılamadığı yerde, elbette bölücü olabilir. Neurath’ın ekonomik istatistikleri söz konusu olduğunda ise, izleyicisine ölçülemez malların bir topografyasını sunduğu ölçüde, farklı türde malların bir arada toplanmasına dayanan bir alttan eşitlemeye yaslanır. Seri üretilen tüketim malları için bu çok sorun değildir — ve burada standartlaşma, komünist üretim ve dağıtımın önemli bir parçası olacaktır; meta biçiminin yarattığı anlamsız marka ayrımlarını ortadan kaldıracak ve mülkiyetçi israfın aksine farklı bileşen parçaları için birlikte çalışabilirlik sağlayacaktır. Ancak barınma, sağlık hizmeti veya eğitimi tekil bir niteliğin büyüklükleri olarak ölçmek için, kolayca envanterlenemeyen ve ancak para fiyatlarını karşılaştırarak veya kapsamlı ve muhtemelen tanıklığa dayalı bir tarama yaparak tespit edilebilecek birçok önemli farkı soyutlamak gerekir.

Bu, yalnızca görsellerin yeterli olmayacağı anlamına gelir. Bununla birlikte, toplumun devrimci yeniden örgütlenmesi, Neurath ve Arntz’ın yenilik getirdiği türden ütopik ansiklopediciliği —bir utopediayı— gerektirecektir; her ne kadar dil, anlatı ve tanıklık bunun bir parçası olmak zorundadır. Görsel üslup açısından ise, muhtemel bir yön, muhtemelen Arntz’dan etkilenen Prole.Info’nun illüstrasyonlarınca işaret edilir. “Abolish Restaurants” ve “The Housing Monster” gibi metinlerde Prole.Info çağdaş emeğin doğasını ifşa eder. Ancak Prole.Info’nun görsel üslubunda çarpıcı olan, çağdaş emeğin karakterlerinin ya da tiplerinin yüzsüzlüğüdür; bu bize kapitalizmin herkesin üzerine “karakter maskeleri” zorladığını hatırlatır. Fakat bu karakterlerin kayıtsızlığı ve yüzsüzlüğü, emeğe ve toplumsal role mesafe alma imkânını da işaret eder; insanların yalnızca yaptıkları şeylerden ibaret olmadığını ve sosyalizmde toplumsal kimliğin toplumsal rolle belirlenmek zorunda olmadığını, bunun yerine herkesin ve her birinin özgür, çeşitli, çok ölçütlü gelişimiyle belirleneceğini hatırlatır. Bu, Arntz’ın Fabrika İşgali’nde yalnızca özgürleşmiş emeğin değil, aynı zamanda kapitalizm altında emeğin bir insanı değersizleştirmesi olarak insanların nesneleşmesinin imgesini sunduğunu, şeylerin kişileştirilmesinin insanların —yalnızca işçilerin değil— şeyleşmesine tekabül ettiğini hatırlatır. Bunlar en iyi, insan değil, roller olarak görülmelidir; ama kendilerine karşı düzenlenmiş bir dünyaya başkaldıran roller olarak.

Kaynak

Çeviri: M