politik ekonomi 001
Yakın zamanda Callum Thomas’ın hazırladığı bir grafiği inceledim, S&P 500’ün bileşiminin değişimi üzerineydi bu grafik. 1970’lerin ortalarından 2020’lere kadar uzanan süreçte toplam hisse değerinin içeriğinde, neredeyse bütünüyle “maddi” varlıklardan “gayri-maddi” varlıklara kayışı göstermekteydi. Bu grafik, neoliberal dönem boyunca kapitalist ekonomide gerçekleşen dönüşümlerin kusursuz bir özeti gibidir. Bilginin bizzat sermaye gibi işlev gördüğü günümüz enformasyon ve telekomünikasyon çağını temsil eden şey “gayri-maddi” varlıkların gittikçe değerlenişidir. Bilgisayar teknolojileri, ilaç endüstrisi, cep telefonları; bunlar son birkaç on yılda dünyayı dönüştüren ve pek çok ülkeyi daha yüksek bir gelişim düzeyine taşıyan belli başlı yeniliklerden sadece birkaçıdır.

“gayri”maddi varlıklar (camgöbeği): patentler, marka değeri, müşteri verisi, yazılımlar.
Grafik, farklı insanlar için farklı şeyleri çağrıştırmaktadır. Birçokları açısından “hayali”, “gayri-maddi” ve “maddi-olmayan”ın yükselişi, kapitalizmin ölümüyle birlikte finansın ve rantiyeciliğin yükselişine işaret eder. “Gerçek-dışı” olanın hâkimiyeti ele geçirdiği, bunun da sanayi kapitalizminin sonunu ve yeni bir ekonominin doğuşunu haber verdiği ileri sürülmektedir. Ama bu doğru mudur? Yorumcular, bunun (sanayi) kapitalizminin sonu olduğunu söylemekte haklı mıdır?
Her şeyden önce, “sanayi kapitalizmi”nin neyi içerdiğine dair bir tanım vermek önemlidir. Marx’ın “sanayi kapitalizmi” tanımı (ki bu aslında kapitalizmin kendisidir), sermayenin ünlü formülünün genişletilmiş biçimi olan M–C–M’, yani paranın daha fazla para doğurduğu döngü ile belirlenir.
M – C (LP + MP) … P … C’- M’
M = Para
C = Meta
…P… = Üretim Süreci
C’ = Daha Fazla Meta
M’ = Daha Fazla Para
[LP = Emek-Gücü
MP = Üretim Araçları
ç.n.]
Sosyal sermaye devresi (makroekonomi), belli bir dönemdeki toplam iktisadi etkinlik döngüsünü temsil eder. Kapitalistler, işçileri istihdam ederek sermayelerini üretime sokar, mal ve hizmet satın alır, ürünler üretir ve bunları kâr elde etmek üzere satarlar. Döngü, başından sonuna kesintisiz biçimde yinelenir. Nihai sonuç (M’ ya da katma-değer), kâr + faiz + ücret + rant + vergi gibi ekonomideki bütün geniş gelir biçimlerini içerir.
Sermayenin çeşitli biçimlerinin değerleri değişse de, uzun vadede ekonomik artığın tek kaynağı emektir. Bunun nedeni, insan emeğinin doğal özellikleri ve yaşamın yeniden üretimidir; ancak değer, artı-emeğin aldığı tek biçim değildir. Burada Marx’ın değer teorisini açıklamak ya da savunmak (ya da neden “emek-değer teorisi” ifadesini yanıltıcı bulduğumu tartışmak) niyetinde değilim. Yine de, tam bir ideolog olmayan iş insanları ve ana-akım iktisat düşünürleri dahi bunu kavramaktadır. Sorun, genellikle emeğin değer üreten bir varlık olarak neyi içerdiğine dair farklı anlayışlardan kaynaklanmaktadır.
Klasik sanayi kapitalizminde birikimin itici gücü fabrika üretimiydi. Emek sürecinin mekanizasyonu, üretkenliği artırmış ve işçileri makine üretim hatlarının bir eklentisi hâline getirmişti. Bu noktada, değerin odağını tespit etmek daha kolaydı. Kapitalizmin sonraki devrimleri –buhar ve demiryolları çağı, çelik, elektrik ve ağır mühendislik, petrol, otomobil ve seri üretim– ortaya çıktığında dahi, emeğin merkeziliği ve onun sömürüsü pek çok kişi için hâlâ açık biçimde ayırt edilebiliyordu. Kurumsal faaliyetlerin sonunda ortaya çıkan “katma-değer”e …P…’nin merkeziliği aşikârdı.

Ne var ki, günümüzün “bilgi” ekonomisi dönemi, sanayi kapitalizminin temel dayanaklarını bizzat inkâr ediyormuş gibi görünmektedir. Artık, üretim sürecinin değer kaynağı olduğu izlenimi kaybolmuştur; zira “fikirler” geleneksel bir üretim hattında “üretilen” şeyler değildir. Böylece marka yaratma, veri, pazarlama, tümü “gayri-maddi” olan bu unsurlar “değer”in kaynağı hâline gelmiş görünmektedir; ve kapitalizmi bir arada tutan dinamik unsur, yani emeğin sömürüsü, artık itici güç değilmiş gibi sunulmaktadır.
Bu düşüncedeki problem, tam da kapitalist üretimin neyi içerdiğine dair yanlış anlayışta yatmaktadır. Kapitalist üretim süreci her zaman emek süreci, kullanım değerlerinin üretimi ve valorizasyon süreci, ekonomik değerin üretimi birliğinden oluşmuştur. Bir çıktı (ister yararlı bir nesne isterse yararlı bir etki olsun) değer olabilmek için daima bir kullanım-değeri olmak zorundadır. Fakat değerin doğası, bilgi ekonomisi tartışmalarında sıklıkla göz ardı edilen, daha karmaşık bir toplumsal belirlenimler bütününü içerir. Emek içeriği merkezidir; ancak sermayeyi valorizasyona yöneltebilmek için kullanım-değerlerinin taşıması gereken zorunlu, özsel bir içerik yoktur (daha önce de savunduğum üzere). Teknoloji gelişiminin özgül tarihsel konjonktürü ve bunun siyaset, ekonomi ve ideolojiyle etkileşimi, mevcut “egemen” emek biçimini belirlemektedir.
Bilgi ekonomisine yönelik hareketin, sosyal emeğin bilgi üretiminde merkezi bir rol oynamasıyla karakterize edildiğini ve kapitalizm tarihinde ilk kez hizmet emeğinin çağdaş birikimin itici gücü ve asli içeriği haline geldiğini iddia ediyorum. Bu değişim, sanayi kapitalizminin sona erdiği anlamına gelmez. Daha ziyade, valorizasyonun temel biçimsel ilişkileri aynı kalmaktadır; ancak somut tarihsel biçim ve gelişim aşaması değişmiştir.
Marx’ın pek az bilinen kavramlarından biri “altakoyma”dır [subsumption]. Bu kavramı Marx, emek sürecinin ve emekçinin, kapitalizmin toplumsal ilişkileri altına alınışını tanımlamak için kullanır. Bilgi çağı, tam olarak bilgi üretiminin gelişmiş bir şekilde altakoyulduğu tarihsel dönemdir. Pratikte, bilgi ekonomisinde “gayri-maddi” hiçbir şey yoktur. Bilgisayar teknolojilerinin üretiminin “hayali” olduğunu söylemek, olup biteni derinlemesine yanlış anlamaktan başka bir şey değildir. Nihai ürünü gözle kolayca göremiyor olmam, onun gerçek olmadığı anlamına gelmez.
Aynı şekilde, yüksek-değerli sektörlerde çalışan işçilerin, çıktıları gayi-maddi ‘bilgi’ temelli varlıklardan oluştuğu için artık eskisine kıyasla daha az değer ürettikleri de doğru değildir. Son zamanlarda Fransız-Yunan iktisatçı Arghiri Emmanuel’in Marx’ın ünlü kâr oranının düşme eğilimi üzerine tartışmalarını okuyorum. Emmanuel burada, hizmet emeğinin değerine dair uzun zamandır ifade etmeye çalıştığım bir noktayı yakalayan bir yorum yapıyor. Bu blogun okurlarının bildiği üzere, ben modern ekonomide hizmet emeği meselesiyle oldukça yakından ilgileniyorum. “Bilgi” ekonomisinin büyük kısmı, farklı biçimlerdeki hizmet emeğine dayanmaktadır. Emmanuel’in bilgi ekonomisi üzerine yaptığı tartışma, “hizmet” emeğinin toplam değer üretimine, ilk bakışta sorgulanabilir gibi görünen yollarla büyük katkılar sağlayabileceğine işaret etmektedir.

[s = artı-değer
c = sabit sermaye
v = değişken sermaye
s/v = sömürü veya artı-değer oranı
c/v = sermayenin organik bileşimi
C = c + v (burada yazmıyor ama gene de yazıyorum)bu sembol notları saat 02.20 civarı yazılmıstır, saat 05.03 civarı daha acıklayıcı bir not girmek istedim ancak kafayi yemek uzereyim, bu denklemin birebir versiyonu marx tarafından yazıldı mı bilmiyorum, 3. ciltte bulamadım ANCAK şuan fark ettim ki kapital 3. cildinin 1. bölümünün 3. chapterı olan “The Relation of the Rate of Profit to the Rate of Surplus-Value” bölümündeki ilk denklemini -ki bu denklem kapitalist şirket için kâr tanımıdır- pay ve paydayı v’ye bölünce yukardaki denkleme erişmiş oluyoruz, bu denklem de sabit bir sömürü oranı (pay s/v) varsa organik bileşim (payda c/v) arttıkça kâr oranı düşme eğilimi gösteriyor gibi bisi. sonra bunu KODE için kullanıoz diye anladım? whatever bu yazdıklarıma güvenmeyin ben uyicam gidin kendiniz de bakın, 1864-1865 ekonomik elyazmaları varmıs marxın yarın uyandıgımda korsan indircem. ç.n. notu bitmiştir.
1 gün sonra gelen not: yazarla konuştuktan sonra bu fotoğrafın Arghiri Emmanuel – Profit and Crises kitabından geldiğini öğrendim, bu çevirdiğim yazının içinde cevap varken boşu boşuna zorlamışım tüm olayı. bahsedilen kitapların hepsi anna’s archive’da vardır]
Varsayım temelde şudur: Mal üretiminde, makineler için yapılan harcamaların artırılması, bu yolla üretkenliğin yükselmesi ve bunun sonucunda emeğin (değerin kaynağı) payının azalması, kâr oranında bir düşüşe yol açar. Dolayısıyla bu sürecin bütün ekonomiye uygulandığını ve kaçınılmaz olarak krizlere boyun eğmek zorunda kalacağını tahayyül edebiliriz.
Bu tartışmanın amacı bakımından, söz konusu formülün aracılıklarına ve karmaşıklıklarına daha fazla girmeye gerek yoktur. Emmanuel’in işaret ettiği nokta, bu tür argümanların çoğunlukla değer üreten emeğin içeriğini göz ardı etmesidir. Kendisinin vurguladığı üzere, emeğin soyut değer üreten töz olarak değişen karakteri, kâr oranının düşüşüne dair yerleşik varsayımlara rağmen emek miktarının (ve bu toplam değerin) büyüyebileceği anlamına gelmektedir. Marx’ın KODE argümanını eleştirirken şöyle der:
“Bu bölümde Marx, kendi geliştirdiği soyut emek ile somut emek arasındaki ayrımı oldukça basit bir biçimde göz ardı etmektedir. Kendi tanımına göre sermayenin organik bileşimi [bir firmanın toplam varlıkları olarak düşünebiliriz], sermayenin somut, fiziksel canlı emekle değil, soyut canlı emekle ilişkisidir. Şimdi, işgücü nüfusu ve dolayısıyla fiziksel emek kitlesi artmasa da veya sermaye birikimi kadar hızlı artmasa da, bu nüfusun sunabileceği soyut emek miktarı, işçi sayısındaki ve bu nüfusun sermayenin kullanımına sunduğu fiziksel saatlerdeki değişimlerden bağımsız olarak ve bunları katbekat aşacak şekilde artabilir. Bunun gerçekleşmesi için, bu işgücü nüfusu içindeki beceri yapısının değişmiş olması yeterlidir.” (Emmanuel, 1984, s. 121)
Son cümle önemlidir. Eğer işgücü nüfusunun “beceri yapısı” değişirse, çıktılarının değeri bütünüyle değişebilir. Bu, emperyal çekirdekteki birçok sektörde yaşanan şeydir. Bilgi ekonomisine doğru kayış, ekonomik değerin büyük bir bölümünü üretir hâle gelmiştir. Ancak bu emeğin içeriğinin değişen doğası, bu yeni birikim çağını tanımlamaya çalışanlar için bir muammaya dönüşmüştür.
Halen, küresel birikim için en önemli değer kaynağı olarak hizmet emeğinin hakim olduğu kapitalizmin ilk dönemindeyiz. Ancak bu çıktının karakteri farklıdır. Çoğu zaman bu bilgidir; değeri, mal üretimine kıyasla ölçülmesi ve özelleştirilmesi çok daha zor olan bir şeydir. Bu kimi biçimlerde yararlı ‘etkileri’ olan, kimi biçimlerde ise bir ‘mal’ gibi işlev gören bir ürün ortaya çıkarır. Bilgiyi üreten soyut canlı emek—“katma-değer” döngüsü çok daha öngörülmesi güç bir potansiyel taşıyan bu emek—sermayenin toplumsal bir güç olarak iktidarında köklü dönüşümlere yol açmıştır. Bu nedenle pek çok kimse bunun sanayi kapitalizminin “sonu” olduğunu iddia etmektedir. Oysa, ona temel oluşturan ilişkiler hâlâ aynıdır; değişen, onların somut ve ampirik biçimleridir.
“Gayri-maddi” değerin yükselişi, sermayenin bu yeni aşamasında bütünüyle anlaşılır bir olgudur. Fikri mülkiyet haklarının yükselişi, kullanım-değerlerinin özgül üretiminin bilgideki teknolojik ilerlemelere son derece bağımlı olduğu bir dünyada zorunlu bir gelişmedir. Elbette, bütün kapitalizm biçimleri emek sürecini kavramak ve onu sermayenin buyruğuna göre yönlendirmek için bilginin uygulanmasını içerir; fakat bilgi ekonomisi, emeğin itici gücünü oluşturan içerikte bir değişiklik oluşturan derecede ve hassasiyette bir dönüşümdür. Aynı zamanda giderek daha soyut bir biçim almakta ya da en azından çıplak gözle soyut görünen, örneğin hayat kurtaran ilaçların formüllerindeki değişimleri görünmez kılan bir niteliğe bürünmektedir. Bununla birlikte, bütün bunlar son derece “maddi”dir.
Bu konu üzerine uzun zamandır kafamda dağınık düşünceler vardı. Bunları gelecekte daha da geliştirmeyi arzuluyorum, fakat bu konular etrafındaki tartışmanın büyümesi nedeniyle şimdi başlamak istedim. Eğer doğru olan tek bir şey varsa, o da şudur: Kapitalizm, her zamankinden fazla, insanlığın kolektif entelektüel ilerlemelerinden beslenmektedir.
Marx bunu iyi kavramıştı. Ancak aynı zamanda bunun sermayenin değil, kolektif insan keşfinin bir niteliği olduğunu da biliyordu. Toplumsal beyin gelişmeye devam ediyor. Ancak onun gücünü insanlığın özgürleşmesi için kullanmak istiyorsak, kapitalizmin asalak ilişkilerine son vermek zorundayız.
“Bilginin ve becerinin, toplumsal beynin genel üretici güçlerinin birikimi, böylece emek değil ancak sermaye içine soğurulur ve dolayısıyla üretim sürecine bir üretim aracı olarak girdiği ölçüde, sermayenin ve daha spesifik olarak sabit sermayenin bir özelliği olarak görünür.” (Marx, Grundrisse, 1993, s. 694)


Bir yanıt
[…] bir önce çevirip yayınladığım yazıyla direkt bağlantılıdır, bkz: Bilgi Ekonomisi Sanayi Kapitalizminin Sonunu mu İşaret Ediyor? Kesinlikle Hayır. – criticofpole…çevirgen: […]