politikal ekonomi 002

Yakın zamanda, neoliberal dönem boyunca birikimi yönlendiren kapitalist emeğin içeriğindeki büyük kaymalara odaklanarak bilgi ekonomisinin teorizasyonunun önemini vurgulamıştım. Bu bana, yüksek lisansım sırasında Michael Hardt ve Antonio Negri’nin “gayri-maddi emek” kuramları üzerine yazdığım kısa bir yanıt metnini hatırlattı. Onların yazıları, ben daha Hardt ve Negri’nin varlığından bile haberdar olmadığım vakitte çoktan eleştirilmişti, hem de defalarca; ancak yine de çağdaş Marksist literatürde önemli yazarlar arasında yer alır bu ikisi. Bunun nedeni, kapitalist dönüşüm temalarının ve yeni emek biçimlerinin yükselişinin çoğu zaman ya geçiştiriliyor ya da hiç ele alınmıyor oluşundan kaynaklanmaktadır. Bana göre, hiçbir şey yapmamaktansa denemek ve başarısız olmak her zaman daha iyidir.
Tüm kusurlarına rağmen Hardt ve Negri, o dönemde komünistlerin karşısına çıkan somut sorularla yüzleşmeye çalıştılar. Neyse, bu kısa yazı bu hafta paylaştığım diğer metne [yani yukarıda bahsedilen bilgi ekonomisinin teorizasyonuna] tamamlayıcı nitelikte. Bazı eklemeler yaptım, fakat büyük ölçüde 2022’de emek öznellikleri üzerine aldığım derste yazdığım haliyle kaldı.
Yeni Dünyamızı İzah Etmeye Çalışmak
Michael Hardt ve Antonio Negri, Çokluk: İmparatorluk Çağında Savaş ve Demokrasi adlı eserlerinde çağdaş küresel kapitalizmin emek öznelliğinin yeni bir teorizasyonunu geliştirirler. Argümanlarının merkezinde, Fordist dönemi tanımlayan “sınai emeği”nden günümüz post-Fordizmine özgü “gayri-maddi emeğe” doğru hegemonik emek biçiminin değişmiş olduğu iddiası vardır.1 Sınai emeğini esas olarak “maddi malların” üretimiyle ilişkili olarak tanımlarken, gayri-maddi emeği bilgi, enformasyon, duygulanım ve iletişim, ilişkiler, duygusal tepkiler ve diğer “gayri-maddi ürünlerin” üretimiyle ilişkilendirirler.2
Gayri-maddi emeğin iki biçimi vardır: ilki “entelektüel ya da dilsel”dir. Bu, “sorun çözme, simgesel ve analitik görevler ve dilsel ifadeler”e odaklanır. İkincisi ise duygulanımsal emektir: bu da “rahatlık, iyilik hâli, tatmin, heyecan ya da tutku gibi duygulanımları üretir ya da bunları manipüle eder”.3 Dolayısıyla Hardt ve Negri, yaşamın daha geniş sosyal yeniden-üretiminde farklı türlerden pek çok gayri-maddi emeğin yer aldığını ileri sürerler. Başka bir deyişle, maddi emek “sosyal yaşamın araçlarını” üretirken, gayri-maddi emek “sosyal yaşamın araçlarını değil, doğrudan sosyal yaşamın kendisini” üretir.4
Yazarlar, bu yeni hegemonik gayri-maddi emek biçiminin, sermaye için artı-değer üretimine odaklanan geleneksel Marksist kavrayışın karşısında, değerin yeni bir biçimde anlaşılmasını gerektirdiğini savunurlar. Buna karşılık, gayri-maddi emek “müşterek”e dayalı değer üretir; bu hem maddi hem gayri-maddidir ve kolektif ilişkilerimizi, bilgimizi ve duygulanımlarımızı kapsar.5 Değer artık “biyopolitik”tir çünkü “yaşamak ve üretmek birbirinden ayırt edilemez hale gelme eğilimindedir.”6 Bu yeni değer, yalnızca giderek ölçülemez hale gelmekle kalmayan, aynı zamanda “müşterek” ve “paylaşılan” olma eğilimi taşıyan gayri-maddi emek ile biyopolitik üretim arasındaki kesişimden ortaya çıkar.7 Gayri-maddi emek, yaşamın toplumsal ilişkilerini bizzat yeniden ürettiğinden, Hardt ve Negri, “bugün tüm emek biçimlerinin toplumsal olarak üretken olduğunu, müşterek üretim yaptıklarını ve sermayenin tahakkümüne direnme bakımından da müşterek bir potansiyeli paylaştıklarını” ileri sürerler.8
Hardt ve Negri, yaşam ile çalışma arasındaki ayrımların giderek bulanıklaşmasını ve toplumsal ilişkilerimizin büyüyen mistifikasyonunu yakalıyor olsalar da, “gayri-maddi” emek teorizasyonları çeşitli ampirik, kavramsal ve analitik zayıflıklar barındırmaktadır. İlk olarak, Negri ve Hardt’ın gayri-maddi/duygulanımsal emekle ilişkilendirdiği özellikler, hem “maddi” (mal üreten) hem de “gayri-maddi” (hizmet üreten) emek biçimlerinin daima bir parçası olmuştur. Gayri-maddi emek terimini, (onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ) yeterince kuramsallaştırılmamış somut bir olgular dizisini yakalamak için kullanmaya çalışmaları takdire şayan olsa da, bu kullandıkları dil yanlış tanımlamalar yapar ve okuyucuları yanıltır. “Maddi/gayri-maddi” ayrımı, en başta Marx’ın politik ekonomisinde bir yere sahip değildir çünkü tüm emek “maddi”dir ve toplumsal ilişkilerimiz de öyledir.9
Gelişmiş ülkelerin, imalat ürünleri üretiminden, karmaşıklık derecesi büyük farklılıklar gösteren çeşitli hizmet emeği türlerine geçiş yaptığına dair kuşku yoktur. Ancak kapitalizm her zaman tümleyici [totalizing] bir sistem olmuştur, dolayısıyla da her zaman “bilgi, enformasyon, duygulanım ve iletişim, ilişkiler, duygusal tepkiler” üretmekle birlikte “mallar” da üretmiştir. Bu üretimin derecesi ve yoğunluğu değişmiştir. ‘Hizmet’ emeğinin –geniş anlamıyla kavrandığında– günümüzdeki birikimi yönlendiren hegemonik emek biçimi olduğu görüşüne katılıyorum. Fakat bu, kapitalizmin özsel doğasını olumsuzlayan bir değişim değildir.
Sylvia Yanagisako’nun işaret ettiği gibi, sanayi emeğinin öznelliği daima duygulanımın, bilginin, iletişimin ve kişilerarası ağlarda gezinmenin uygulanışını içermiştir.10 Yanagisako, Kuzey İtalya’daki sanayi üretimi üzerine kendi araştırmasını örnek olarak kullanır. Küçük ve orta ölçekli firmaların bu ağları, emekçiler arasındaki duygulanım, yakınlık, bireylik, duygular ve taahhütler gibi çeşitli ilişkileri kapsar ve bunlar değer ilişkilerinin temelini oluşturur.11 Kapitalizm bir “üretim tarzı”, yani belirlenmiş bir sosyal üretim biçimi olarak anlaşıldığında, tanımı gereği yeniden-üretimimizin tüm unsurları üzerinde etkili olmaktadır.

Sonuç olarak, Hardt ve Negri her ne kadar emeğin yeni bir öznelliğini geliştirmeye çalışsalar da, bu çabaları yalnızca söz konusu ampirik yanlışlıklardan ötürü değil, aynı zamanda kitleleri kapitalizme karşı harekete geçirecek devrimci bir öznellik yaratma açısından da başarısız olmaktadırlar. Üretken / üretken-olmayan, zihinsel / fiziksel, sınai / gayri-maddi gibi bizzat değer yapıları olan ikilikleri sorgulamak yerine, bu ikilikleri yalnızca tersine çevirerek gayri-maddi emeğin lehine kullanırlar. En kötü halinde ise bu yaklaşım, bazı emek biçimlerini sözde değer üretkenliklerine göre diğerlerinin üzerinde tutan üretkenci [productivist] anlatıların garip biçimde yeniden-üretilmesine yol açar.
Daha kullanışlı bir kavramsallaştırma, kapitalizmi önce somut bir sosyal üretim tarzı olarak çerçevelemek olurdu. Buradan hareketle, onun yeniden-üretimi için gerekli emek biçimlerinin neler olduğunu sorabiliriz. Burada yalnızca ücretli-emeği değil, genel anlamda üretken etkinliği (emeğin en genel kavranışıyla) kastediyoruz. Bu yaklaşım bizi, kapitalizmin kendisini yeniden-ürettiği tüm yolları (politik, ideolojik, ekonomik, cinsiyetlendirilmiş, ırksal) sorgulamaya zorlar. Aynı zamanda bütün emek biçimlerinin, doğrudan veya dolaylı olarak, sayısız sosyal ilişkiyi ayakta tutarak sermayenin valorizasyonuna katkıda bulunduğunu anlamaya da iter; ki bu Sosyal Yeniden-Üretim Teorisinin12 özellikle vurguladığı bir noktadır. Tüm emek, toplumu yeniden-üretmeye katkıda bulunur çünkü sosyal üretim ilişkileri, değerin kavramsal sınırlarının ötesindedir.13
Federici’nin işaret ettiği gibi, değerin emeğin tüm ürünlerini (maddi veya “gayri-maddi”) “kapsayamıyor” olması, emeğin geleneksel değer mantığı altına alınmadığı anlamına gelmez.14 Tam tersine, değerin bizzat karakteristiği, emeğin tüm ürünlerini kapsayamama halidir ve dahası, kapitalizmin giderek gerileyen bir toplumsal sistem olmasının göstergesidir. Sorun, değer teorisi yeniden kurgulama ihtiyacı değildir. Asıl mesele, Marx’ın politik ekonomi eleştirisinin temelleri üzerine inşa ederek, kitlelerin uğruna mücadele edebileceği özgürleştirici bir emek öznelliğini tanımlayan siyasal projeler geliştirmek ve değer mantığını aşmaktır.
Alıntılanan Eserler
Best, Beverley. The Automatic Fetish: The Law of Value in Marx’s Capital. London ; New York: Verso, 2024. [Türkçesi henüz yok, lütfen telifini alıp bastırın bi şekil, fena ses getirdi bu yayınlandığı vakit, sanırım, öyle hatırlıyorum]
Bhattacharya, Tithi. “How Not To Skip Class: Social Reproduction of Labor and the Global Working Class.” Viewpoint Magazine, 31 Ekim, 2015. https://viewpointmag.com/2015/10/31/how-not-to-skip-class-social-reproduction-of-labor-and-the-global-working-class/.
Federici, Silvia. “On Affective Labor.” In Cognitive Capitalism, Education, and Digital Labor, edited by Michael Peters and Ergin Bulut. New York: Peter Lang, 2011. [Kitabın Türkçe çevirisi Notabene tarafından yayınlanmış, bkz: Bilişsel Kapitalizm! Eğitim ve Dijital Emek. kitapyurdunda stok yok ancak nadirkitap’ta 2. el bulabilirsiniz, şuan 150 tl gözüküyor en ucuzu.]
Hardt, Michael, and Antonio Negri. Multitude: War and Democracy in the Age of Empire. New York: The Penguin Press, 2004. [ayrıntı yayınlarında tr var: Çokluk: İmparatorluk Çağında Savaş ve Demokrasi. yine temin edemioz gibi duruo, nadirkitapta 200 tlden başlıyor.]
Yanagisako, Sylvia. “Immaterial and Industrial Labor.” Focaal 2012, no. 64 (1 Aralık, 2012): 16–23. https://doi.org/10.3167/fcl.2012.640102.
1- Yanagisako, “Immaterial and Industrial Labor,” 16.
2- Hardt ve Negri, Multitude, 108.
3- Hardt ve Negri, 108.
4- Hardt ve Negri, 146.
5- Hardt ve Negri, 148.
6- Hardt ve Negri, 148.
7- Hardt ve Negri, 148.
8- Hardt ve Negri, 106.
9- Beverley Best söz konusu yazarları belirtmese de, Marx hakkındaki tartışmasında bu terimlerin analitik kullanımının eksikliğini yineler. bkz: “Automatic Fetish” 16.
10- Yanagisako, “Immaterial and Industrial Labor,” 19.
11- Yanagisako, 20.
12- Bhattacharya, proletaryaya dair son derece kapsayıcı bir tanım ortaya koyar ve bu tanımın, Hardt ve Negri’nin kavramsallaştırmalarının birçok güçlü yanını daha tutarlı bir kuramsal çerçeve içinde koruduğunu düşünüyorum. bkz: “How Not To Skip Class.”
13- Hardt ve Negri, Multitude, 149.
14- Federici, “On Affective Labor,” 70.


Bir yanıt
[…] yazının çevrilmesinin sebebi şu yazıdırcevirgen: […]